Scorsese ve erkeklik halleri

Scorsese çocukluğunda ağır bir astım geçirir ve o dönemde evden pek çıkamaz. Pencereden sokağı seyretmeye ve televizyonda film seyretmeye mahkûmdur. Sokakta irili ufaklı gangsterleriyle Little Italy (Küçük İtalya) vardır, televizyonda ise dönemin Hollywood ve İtalyan filmleri.

Scorsese sinemasının erkeklik hallerine, bu çocuğun bakışındaki ikirciğin hakim olduğunu düşünüyorum. Filmlere ve filmlerle ilgili kitaplara gömülmüş, “entel” ve çelimsiz çocuğun sokaktaki erkeklere bakışındaki ikircik. Bir yanda o erkeklerin cesaret ve gözükaralığına duyduğu hayranlık, kurmaca bir hayatı değil gerçek bir hayatı yaşamalarına yönelik kıskançlık. Diğer yanda bunların boş işler olduğuna, hayatın onun için sokakta değil bir “hayal perdesi”nde anlam kazanacağına dair bir inanç/bilgi.

Scorsese’nin en otobiyografik filmi Mean Streets/Arka Sokaklar‘ın mean_streetskahramanı Charlie, hiç sokağa ait gibi görünmeyen bir sokak çocuğudur. Filmin adındaki “mean” sokakların kötü olduğunu ve “yaramaz çocukların” mekanı olduğunu söyler. Charlie, tıpkı Scorsese gibi, hayatını o sokaklarda geçirebilecek kadar yaramaz değildir.

Goodfellas/Sıkı Dostlar denince akla James Conway (Robert De Niro) ve Tommy DeVito (Joe Pesci) gelse de film aslında Henry Hill’in (Ray Liotta) hayatını takip eder. Anlatıcı Henry’dir. Hikaye onun hikayesidir. Ve film, Little Italy’deki evlerinin penceresinden sokağa bakan Henry’nin gözleriyle ve “Kendimi bildim bileli gangster olmak istedim” diyen sesiyle açılır. Sonra kamera döner, sokağı ve fiyakalı arabalarıyla oraya gelen gangsterleri bulur. Daha ilk sahneden, bakışın sahibi olan çocuğun hayranlığıyla baktığı mafya adamlarını sabitler. Ardından, çocuğun hayran olduğu adamlar arasına girişini, yükselişini, düşüşünü ve çöküşünü anlatır.

Henry onlar gibi olamayacağını anlar ama Charlie’nin aksine 25 yıl kaybetmiştir. Sıkı Dostlar bir bakıma, daha yolun başında o sokaklara ait olmadığını anlayıp başka bir yol tutan ve sinemaya yönelen Scorsese’nin “Ucuz atlattık” deyişinin hikayesidir.

goodfellas

Ama ikircik sürer. Sokaktaki erkeklerin “gerçek erkek”, “tam erkek” olduğu şüphesi ve bunun getirdiği tedirginlik de hissedilir Scorsese’nin filmlerinde. Cape Fear/Korku Burnu‘ndaki Max Cady 14 yıl hapiste yatmış bir katil ve tecavüzcüdür ama kaslarından, libidosundan ve pervasızlığından gelen kuvvetle “erkek gibi erkek”tir. Avukat Sam Bowden ise kültürlü, zengin ve statü sahibidir ama korkaktır, fazla naziktir, “hanım evladı”dır. (Kısa boylu, zayıf, motor hızıyla konuşan, 70 yaşında bile çocuksu Scorsese gibi?)

Gelgelelim, bu düşünce de kalıcı olmaz. Nezaket ve medeniyet zayıflık sayılır ve erkeklik güçle tanımlanırken, daha sonra bu gücün hızla cinayet ve tecavüze dönüştüğü anlaşılır.

Taxi Driver/Taksi Şoförü‘nde bir restoranda Travis’in karşısında oturan Betsy’nin gözlerinde de benzer bir ikircikli bakış vardır. Travis’te gördüğü çocuk saflığına hayrandır. Ancak “saflık” derken cahillik ve aptallığı da kastetmektedir. Hayretle Travis’e bakarken “Bana Kris Kristofferson’ın bir şarkısını hatırlatıyorsun” der, “Biraz gerçek biraz kurmacasın / Yürüyen bir çelişkisin”.

Bu bir bakıma Scorsese’nin çocukluğunda yaşadığı çelişkidir. Pencereden gördüğü gerçekle televizyonda gördüğü kurmaca arasındaki çelişki. Sinema ise bu ikisini birleştirdiği, sokaktaki hikayeleri televizyondaki sinema aracılığıyla anlattığı yerdir. Çelişkileri çözememiştir belki, ama onları bir arada tutabilmeyi, kavrayabilmeyi ve kurcalayabilmeyi başarmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s