Düşlerinde Yeşilçam

Türk sinemasının 80’lerin sonu ve 90’ların başında Yeşilçam’ı değiştirip yenilemekten, Yeşilçam’la “başka türlü bir sinema” arasına köprü kurmaktan kaçınmasının yükünü sırtlayan filmdir Muhsin Bey.

Sinemamızın iki kanadının da çalışmadığı zamanlardan söz ediyoruz. Bir yanda seks filmleri dalgasını yaşamış, ardından “şarkıcı türkücü filmleri” gibi dar bir alana hapsolmuş ana akım sinema. Diğer yanda “sanat sineması” adıyla anılan ve hem bu ismin icadından hem de 20-25 yıl sonra bugün halen içerdiği olumsuz çağrışımlardan sorumlu filmler. Yavuz Turgul’un bir sinemacı olarak içinde doğup büyüdüğü, Arzu Film’de çalıştığı dönemden bildiği Yeşilçam’a yer yoktur bu denklemde.

Muhsin Kanadıkırık’ın durumu da Turgul’unkinden farksız. Bir menajer olarak bildiği, iş yaptığı müzik piyasası yok artık. O yapımcılar, gazinolar, şarkılar, şarkıcılar yok. Ali Nazik var elinde. Urfa’dan kalkmış gelmiş, meşhur olmak, kaset çıkarmak istiyor. Hayalleri farklı ama iyi niyetli.

muhsin1

Peki sesi güzel, kumaşı iyi, bu saf ve temiz genç, arabesk yerine türkü okumaya, “kendi türkülerini okursa içten ve güzel okuyacağına” ikna edilebilir mi? İkna edilse bile bu yeni dünyada o kaset çıkarılabilir mi? Çıksa tutar mı?

Muhsin Bey’in kafasındaki bu sorulara “Kumaşı iyi, saf ve temiz Yeşilçam’dan, eski sesinden izler taşıyan ama yeni, farklı bir sinema çıkarılabilir mi? Çıksa bile tutar mı, izlenir mi?” sorularının gölgesi düşer. Yavuz Turgul müzikle uğraşan Muhsin üzerinden Türk sinemasının hali hakkında kafa yormaktadır.

Muhsin Bey şarkıların türkülerin yerini alan arabesk müziği, “iyi okuma”ya değil de baçak açıp “masası olma”ya önem veren pavyonları, sahneye çıkmadan önce 5 yıl solfej dersi alan eski şarkıcıları anlatanlara “Nota solfej bilmeyen İbo” örneğiyle karşılık veren şarkıcı adaylarıyla, müzik piyasasından bahsederken aslında sinemadan bahseder.

muhsin2

Arabesk müziğin yükselişi “arabeskçi filmleri”nin yükselişini; 30 yıllık klarnetçi Nuri öldüğünde cebinden kefen parasının çıkmaması, kimsesiz ve yoksul ölen Yeşilçam oyuncularını; huzurevinde geçmişini hatırlamadan ve konuşamadan ölümünü bekleyen yaşlı Türk Sanat Müziği sanatçısı Afitap Hanım hem Türk sinemasının artık film çekemeyen ustalarını hem de geçmişini hatırlamayan Yeşilçam’ı akla getirir.

Muhsin Bey, Ali Nazik’in arabesk söylemesini kabul etmeyip türkü okumasında ısrar ederken, feyz almak için dönüp Sanat Müziği’nin ustalarına, Safiye Ayla’lara, Müzeyyen Senar’lara bakarken, Yavuz Turgul da Muhsin Bey için dönüp ustası Ertem Eğilmez’e bakar gibidir. (Muhsin Bey‘in hikayesinin, yapımcı Abdurrahman Keskiner’in Ertem Eğilmez’e gidip “Şener Şen’li bir film yapmak istiyorum” diyerek izin istemesi ve Eğilmez’in olur verip projeyi Turgul’a önermesiyle başladığını hatırlayalım.)

Bütün bunlardan sonra, Muhsin’in ofis niyetine kullanmak zorunda kaldığı müzisyenler kahvesi sahnelerinin çekildiği mekanın Yeşilçam emektarlarının takıldığı kahve olması ilginç bir tesadüf olmaktan çıkar. Filmde anlatılanla gerçekte işaret ettiği iki dünya kahvede bir araya gelir.

Sonunda Muhsin Bey değerlerini çiğneme pahasına kaseti yapar ve hapse girer. muhsin4Çıktığında Afitap Hanım ölmüş, Beyoğlu yıkılmaktadır. Ali Nazik’i de arabeske ve pavyona kaptırmıştır. Ama hem yüzeysel hem derin, hem hüzünlü hem komik, sonuçta sevimli ve sevilesi haliyle bir Arzu Film filmine benzeyen Sevda onunla kalır. Çember tamamlanıp en başa dönüldüğünde Muhsin Bey her şeyini kaybetmiş gibi görünse de ilk sahnede tek başına uyandığı yatakta şimdi Sevda ve kızıyla birlikte uyumaktadır. Rüyasında yine o eski zamanları, şarkıları, ustaları görür. Yavuz Turgul, Eğilmez’i ve Yeşilçam’da sevdiği başka ne varsa hepsini yanına alıp yoluna devam edecektir.

Muhsin Bey hep kaybolup gidenin, kaybedenin filmi diye anılır. O eski şehrin, insanların, değerlerin, yok olmadan önce son kez söyledikleri şarkı… Filmin İstanbul Film Festivali’nde gösterilecek restore edilmiş kopyasına yeni bir gözle bakarsak Muhsin Bey’de yenildiğini kabullenen, pes etmiş bir şövalyeyi değil, hayatı tek bir cephe ve yekpare bir savaştan çok bitmeyen bir muharebeler zinciri olarak ele alan bir savaşçıyı görebiliriz.

Bugün Yeşilçam’la uzaktan veya yakından akraba, hatta ilk bakışta Yeşilçam’ın antitezi sayılabilecek Türk filmlerinde, Fatih Akın’dan Zeki Demirkubuz’a, BKM filmlerinden Nuri Bilge Ceylan’a pek çok yerde Yeşilçam’ın hikayelerinden, temalarından, anlarından izler varsa Muhsin Bey’in çıkarttığı kaset başarılı olmuş demektir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s