Groundhog Day: Bir günün ve bir ömrün hikayesi

Filmartı dergisinde Otopsi adlı köşede yazdığım bir dizi yazıdan biriydi bu. Köşenin mantığı gereği filmin üzerinden sahne sahne gittiğinden içinde çok sayıda ‘spoiler’ var.

“Groundhog Day/Bugün Aslında Dündü”nün felsefe dergilerinde ucu varoluşçuluğa dek uzanan tartışmalara neden olduğunu duyunca şaşırabilirsiniz.

Yönetmen Harold Ramis

Yönetmen Harold Ramis

Filozof Stanley Cavell’in, New York Times’ın “Sizce 20. yüzyılda çekilen ve bundan 100 yıl sonra izlenecek, tartışılacak ve hatırlanacak film nedir?” sorusuna “Bugün Aslında Dündü” yanıtını vermesi…

Aralık 2003’te New York Modern Sanat Müzesi’nde düzenlenen “Saklı Tanrı: Film ve İnanç” başlıklı toplu gösterimde Bergman ve Dreyer filmlerinin yanı sıra “Bugün Aslında Dündü”nün gösterilmesi…

New York Üniversitesi Din ve Medya Merkezi’nin Budizm dersinde “Bugün Aslında Dündü”nün izlettirilmesi de şaşırtıcı gelebilir.

Filmin yönetmeni ve iki senaristinden biri olan Harold Ramis’in, yıllardır birbirinden çok farklı kesimlerden filmle ilgili mektuplar aldığını ve her mektubun “Bizim dünya görüşümüzü bu kadar güzel yansıtan bir film çektiğiniz için teşekkür ederiz” anafikrini taşıdığını duyunca da şaşırabilirsiniz.

Oysa “Bugün Aslında Dündü”, sıradan bir komedi filminden öte, birçok efsanenin, kitabın ve filmin binyıllardır anlattığı bir öyküyü anlatıyor. İnsanın dünya üzerindeki serüveninin, insanın ruhsal gelişiminin öyküsü.

Zaman durunca

“Bugün Aslında Dündü”nün kahramanı Phil Connors, bir televizyon kanalında hava durumu sunuculuğu yapıyor. Connors’ın pek sevmediği işinin en sevmediği bölümü, her yıl 2 Şubat’ta Punxsutawney kasabasında yapılan “Groundhog Day” (Dağsıçanı Günü) etkinlikleri.

Yaklaşık 120 yıldır yapılan bu etkinlikler sırasında, kahramanımızla aynı adı taşıyan dağsıçanı Phil yuvasından çıktığında gölgesini görürse kışın altı hafta daha süreceğine, görmezse baharın o yıl erken başlayacağına inanılıyor.Groundhog Day 7

Bu yıl da Punksutawney’deki otel odasında, sabahın altısında, radyodaki iki DJ’in sesiyle ve Sonny & Cher’in “I Got You Babe”iyle uyanıyor. Giyiniyor, hazırlanıyor, odasından çıkıyor. Kapıda bir adamla karşılaşıyor, ayaküstü konuşuyor. Lobide otel sahibesiyle sohbet ediyor. Yolda liseden arkadaşı Ned Ryerson’la karşılaşıyor. Törenin yapıldığı alana gidiyor.

Büyük bekleyişin ardından Dağsıçanı Phil yuvasından çıkıyor, gölgesini görüyor ve kış mevsiminin altı hafta daha süreceği ilan ediliyor. Phil iki kısa konuşma yapıyor ve yapımcı Rita ve kameraman Larry’yle birlikte yola koyuluyor.

Phil kendi programında havanın iyi olacağını ilan etmişken, yolda onları dehşetli bir tipi karşılıyor. Kasabaya geri dönmek, orada bir gece daha geçirmek zorunda kalıyorlar.

Ve Phil ertesi sabah yine saat altıda, aynı DJ’lerin aynı konuşmalarıyla ve “I Got You Babe”le uyanıyor. Gün yine Dağsıçanı Günü, çünkü bilmediğimiz bir nedenden ötürü Phil aynı günde sıkışıp kalıyor, ertesi güne geçemiyor.

Hayatın kontrolden çıkışı

Phil’in portresi ilk sahnelerde tüm ayrıntılarıyla çiziliyor. Yüzüne yapışmış gibi duran alaycı hüznü hayattaki duruşunu, “İnsanlar morondur” sözü ve zavallı otel sahibesiyle dalga geçmesi diğer insanlara bakışını, kamera önünde bile saklayamadığı gerginliği mesleğinden duyduğu rahatsızlığı, havanın o gün iyi olacağından kuşku duymaması ise kendisinden ve düşüncelerinden ne kadar emin olduğunu gösteriyor. Punxsutawney’de geçirdiği ilk günün sabahında “Bugün otelden ayrılıyor musunuz?” diye soran otel sahibesine, programında söylediği bir cümleyi hafifçe değiştirip “Bugün gitme ihtimalim % 100” diye yanıt vermesi de aynı şeyin göstergesi: Phil yalnızca hava durumunu doğru tahmin edeceğinden değil, hayatını kontrol edebileceğinden de emin.

Dağsıçanı Günü’nü tekrar tekrar yaşamaya başladığında öncelikle hayatını her zaman denetleyemeyeceğini ve kuşku duymadığı tahminlerinin bile gerçekleşmeyebileceğini öğreniyor. Değil yarınki hava durumunu, gerçekten yarın olup olamayacağını bile bilemeyecek hale geliyor. Öyle ki Dağsıçanı Günü’nü ikinci kez yaşadığı günün akşamında “Telefon hatları yarın düzelir” diyen kadına “Ya yarın diye bir şey olmazsa? Bugün yarın olmadı” diyor. Ertesi sabah ise yine “Bu akşam otelden ayrılıyor musunuz?” diye soran otel sahibesine “Bugün gitme ihtimalim % 80” diye yanıt vermek zorunda kalıyor. İşte bu, Phil’deki ilk değişim. Phil’in istediği değil, hayatın zorladığı bir değişim.

Hep aynı

Phil’in aynı günü tekrar tekrar yaşaması tüm doğastülüğüne karşın bizlere çok uzak bir mefhum değil. Çoğumuz yaşamımızın tamamında ya da bazı dönemlerinde, birbirine benzeyen günleri tekrar eder dururuz. “Ne var ne yok?” sorusuna verdiğimiz cevaplar bu gerçeği anlatır: “Bildiğin gibi”, “Hep aynı”, “Valla, yeni bir şey yok”.Groundhog Day 1

Phil barda tanıştığı bir adama “Aynı yerde sıkışıp kalırsan, hep aynı günü yaşarsan ve bunu değiştirmek için elinden bir şey gelmezse ne yaparsın?” diye sorduğunda, adam “Hayatımı iyi özetledin” diyerek söz ettiğimiz benzerliği açıkça sergiliyor.

Budizm gibi reenkarnasyona inanan din ve öğretilerin perspektifinden bakarsak, Phil’in belli dersleri alana dek aynı hayatı yeniden yaşadığını da öne sürebiliriz. Bu öğretilere göre bir ruh “büyümek” ve “öğrenmek” amacıyla farklı bedenlere girerek birçok kez dünyaya gelir, her yaşamında yeni deneyimlerden geçer, yeni bilgiler edinir, öğrenmesi gerekenlerin sonu gelince bir daha bedenlenmez.

Sonuçta hangi açıdan bakarsak bakalım, Phil Connors’ın öyküsünün “insanın büyümesine dair bir öykü” olduğunu görüyoruz. Bu da, Joseph Campbell’ın “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu”nda anlattığı gibi, insanlığın en eski ve belki de temel öyküsü. Bir başka deyişle, bütün öykülerin anası.

Nitekim Phil de hayatının tıkandığı noktada sözleri ve eylemleriyle, bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde çeşitli aşamalardan geçiyor. İnançlarının/düşüncelerinin yararını ve yararsızlığını, anlamını ve anlamsızlığını; hepsinden önemlisi, yaşamındaki bu tıkanıklığı nasıl açamadığını görüyor ve “Kahramanın Sonsuz Yolculuğu”nda anlatılan evrelere az çok uygun biçimde ilerleyerek büyüyor, öğreniyor.

Phil Connors’ın büyümesi

Phil’in geçtiği evrelerden ilki korku. Tarifsiz, ölçüsüz bir korku.

Aklına gelen soruların (“Neden aynı günü yeniden yaşıyorum?”, “İlla bir günde sıkışıp kalacaksam neden bu iğrenç kasabada ve bu iğrenç günde sıkıştım?”, “Bu kısırdöngüye nasıl son verebilirim?”) tümü yanıtsız kalmaya mahkûm. İnsanların aptal olduğunu düşünen Phil, şimdi en temel soruların cevabını bilemeyecek kadar aptal. Hayatla ve insanlarla dilediği gibi oynayabileceğini sanarken, şimdi kendisi hayatın ve zamanın elinde oyuncak.

Phil’in ilk yaptığı, korkusunu ve sorularını Rita’yla paylaşmak. Rita tabii ki ona inanmıyor ve doktora gitmesini öneriyor. Ancak Phil’in psikologdan “Yarın bir kez daha buluşalım” yanıtını alması umutsuzluğunu iyice artırıyor. Ve ertesi sabah yine aynı saatte, aynı şarkıyla, aynı güne uyanıyor.

Yönetmen Harold Ramis filmin bir sahnesinde doktor rölünde görünüyor

Yönetmen Harold Ramis filmin bir sahnesinde doktor rolünde görünüyor

İkinci aşamada Phil basit bir gerçeğin farkına varıyor: Her gün aynı günü yaşıyorsa, yani hayat her gün sıfırdan başlıyorsa, ne yaparsa yapsın bedel ödemeyecektir, işlediği her suç, günah ve hata cezasız kalacaktır. Phil bunun üzerine kaygısız, korkusuz ve ahlaksız bir yaşama başlıyor.

“Artık diş ipi kullanmama gerek yok” diye tarif ettiği bu yeni yaşamda hiç durmadan yemek yiyor, sürahiden kahve içiyor, arabayla hız yapıp sağa sola çarpıyor ve yatmak istediği kadınlara, sırf akıllarını çelmek için evlenme teklif ediyor. Nasıl olsa hayatın sürekliliği yok. Nasıl olsa kolesterol, kafein, kanser, bedel, ceza diye bir şey yok. Nasıl olsa hapishaneye girse bile, evlenme teklif ettiği kadınla yatsa bile, ertesi sabah yine kendi yatağında, yalnız başına uyanacak.

Bu ikinci aşamanın bir noktasında Phil, programın yapımcısı Rita’yı tavlamaya karar veriyor. Kadınları baştan çıkarmak onun için işten bile değil. Bugünkü ahmaklıklarını “ertesi gün” telafi edebilir, eksiklerini kapatabilir. En önemli kozu da bugün öğrendiği bilgileri “ertesi gün” kullanabilmesi.

Groundhog Day 2

Örneğin, bir seferinde Rita’nın sevdiği içkiyi öğreniyor, böylece bir sonraki buluşmada kendisi de aynı içkiyi sipariş ediyor. Rita’nın dünya barışına kadeh kaldırdığını öğrenince, bir sonraki buluşmada Rita’dan önce davranıp dünya barışına kadeh kaldırıyor. Böylece, kimbilir kaç tekrarın ardından Rita’yı yavaş yavaş yatağa doğru sürüklüyor ama her buluşma Rita’dan tokat yemesiyle noktalanıyor.

Ve Phil sorununa çare bulamıyor. Ertesi sabah yine aynı saatte, aynı şarkıyla, aynı güne uyanıyor.

“Ben bir Tanrı’yım.”

Üçüncü aşamada Phil yılgın ve öfkeli. Önce, Dağsıçanı Günü’nde sıkışıp kalmasından sorumlu tuttuğu dağsıçanı Phil’i kaçırıp onunla birlikte uçurumdan aşağı atlıyor. Ama tabii ertesi sabah yine aynı saat, aynı şarkı, aynı gün.

Sonraki hedefi intihar. Arabaların önüne atlıyor, ekmek kızartma makinesini küvetinin içine atıyor ama nafile.Groundhog Day 3

Bu denemeler de başarısızlıkla sonuçlanınca Phil yeni bir aşamaya geçiyor, ölümsüz olduğunu ve bir Tanrı (“Tanrı” değil, “bir Tanrı”) olduğunu düşünmeye başlıyor, düşüncesini Rita’ya açıyor. Rita, Phil’in delirdiğini düşünse de günün geri kalanını onunla birlikte geçirmeye ve sözlerinin gerçeği yansıtıp yansıtmadığını anlamaya karar veriyor.

Denediği sayısız yöntemden eli boş dönen Phil’in aslında içten içe değiştiğini o gün anlıyoruz. Uzun bir sohbetin ardından önce “Ben sersemin tekiyim”, sonra da “Kendimi öyle çok kez öldürdüm ki artık yaşıyorum sayılmaz” diyor. İlk cümle olumsuz yönlerini kabullendiğinin, ikincisi ise farkında olmadan benliğinden ve kişiliğinden vazgeçtiğinin işareti. (Birçok dinde ve inançta yer bulan “Ölmeden önce ölün” sözünü hatırlayalım.) Phil’in davranışlarını değiştirecek sözler ise Rita’ya ait: “Belki de bu bir lanet değildir. Nereden baktığına bağlı.”

Bu noktadan sonra Phil yeni bir aşamaya geçiyor: Kabullenme.

“Kabullenme” aşamasındaki Phil çok farklı bir insan: İyilik yapıyor, kendini geliştirmeye gayret ediyor. Önceden suratlarına bile bakmadığı arkadaşlarına kahve getiriyor. Piyano dersleri, okuma seansları, buzdan heykeller de cabası.

Son durak

Hayatı güzelleşiyor, zenginleşiyor, ama Phil yine ertesi sabah yine aynı saatte, aynı şarkıyla, aynı güne uyanıyor; çünkü yüzleşmesi gereken bir gerçek daha var: Ölüm.

Bir gece, Punxsutawney’nin ara sokaklarından birinde bulduğu yaşlı ve hasta bir adamı hastaneye götürüyor, adam hastanede can veriyor. Ancak Phil bu adamın hayatını kurtarmakta kararlı, başaracağına dair inancı sonsuz. Ne de olsa yarın yeniden aynı gün başlayacak ve adam “dirilecek”.

Phil ertesi gün adamı ölmeden önce buluyor, yemek ısmarlıyor; adam yine de ölüyor. Ertesi gün adama suni tenefüs yapıyor; adamın sonu yine aynı. Hastanedeki hemşirenin dediği gibi “Yaşlı. Zamanı geldi”.

En sonunda, yine bir gece yarısı, yaşlı adam gözlerinin önünde ve ellerinin arasında ölürken Phil önce çaresizce adamın cansız bedenine, sonra da gökyüzüne bakıyor. Tanrı’ya baktığına şüphe yok.

O anda bir yandan Tanrı’yla göz göze gelirken bir yandan da insanın en büyük korkusu olan ölüm korkusuyla yüzleşiyor, ölümlü olduğu gerçeğini kabullenip “yeniden doğuyor”.

Bundan sonra, gününün tamamını başkalarına yardım ederek geçiriyor. Her gün aynı saatte ağaçtan düşen çocuğu kurtarıyor, yaşlı kadınların arabalarının patlak lastiğini değiştiriyor, boğazına yiyecek kaçan adamı boğulmaktan kurtarıyor. Artık Phil bir gün içinde Punxsutawney’nin en çok tanınan ve sevilen siması haline gelebiliyor.

“Günün nasıl geçiyor?” sorusuna verdiği olağanüstü yanıt, yeni hayatını özetliyor: “Hep aynı, hep aynı.”

Hem çok doğru, hem de çok yanlış bir söz. Doğru, çünkü gerçekten de her günü bir öncekinin aynı. Yanlış, çünkü günleri artık eskisinden, eski hayatından çok farklı.

Artık Phil’deki değişimler çok belirgin. Önceleri Punxsutawney’yi, oranın insanlarını ve orada yaptığı işi küçümserken şimdi kasabaya ve kasaba sakinlerine övgüler düzüyor. Önceleri “Geleneksel Dağsıçanı Günü Yemeği”yle dalga geçerken şimdi o yemekte piyano çalıyor. Önceleri kadınları, tavlayıp yatağa atılacak bir malzeme olarak görürken şimdi komik bir açık artırmada Rita’ya satılıyor.

Sevdiği için seviliyor. Baştan çıkarmaya çalışmadığı zaman baştan çıkarıyor. Kısıtlama olarak algıladığı şeyin sınırsız bir özgürlük olduğunu idrak ediyor.

Nedenini çözemediği bu sıkışmanın, hem boyunu aşan ve boyun eğmesi gereken bir gerçek hem de denetleyebileceği bir koşul olduğunu, güçsüzlüğüyle gücünün iç içe geçtiğini, hayatı değiştirmenin yolunun kendisini değiştirmekten geçtiğini anlıyor. Bütün bu bilgilere aşkı da eklediğinde tıkanan zaman (yani, tıkanan hayat) açılıyor, ilerliyor.

Son sahnede Rita’ya “Burada yaşayalım” demesi, ne kadar çok değiştiğinin en büyük kanıtı. Kendini tutamayıp “Başlangıçta bir ev kiralayalım, sonra bakarız” diye eklemesi ise her şeye rağmen kişiliğinin kimi özelliklerinin (örneğin, alaycılığının ve komikliğinin) değişmediğine işaret ederken, olası tüm değişimlere açık durduğunu da gösteriyor. Şimdi Punxsutawney’yi seviyor, ama yaşamın yarın ne getireceği belli mi olur?

Farklı yorumlar, tek bir yol

“Bugün Aslında Dündü”nün öyküsü farklı okumalara açık bir öykü.

Örneğin, film boyunca Phil’in gerçek anlamda büyüdüğünü söyleyebilirsiniz ve haksız sayılmazsınız. Başlarda çocuk gibiydi (yemek yemesi, huysuzluğu, eylemlerinin sonuçlarını umursamaması), sonra yavaş yavaş yetişkine dönüşüyor.

Phil’in dönüşümünü bir insanın ölüm anında yaşadıklarına benzetebilirsiniz ve haksız sayılmazsınız. Çünkü filmin ilk senaristi Danny Rubin, senaryoyu Elisabeth Kubler-Ross’un “Ölüm ve Ölmek Üzerine” adlı kitapta anlattığı “ölümün 5 evresi” üzerine kurmuş. Yani, inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme. Dolayısıyla, bütün filmi “kişinin ölümü kabullenmesi” üzerinden okuyabilirsiniz ve buradan hareketle “ölümü kabullenme” ile “yaşamı kabullenme” arasında fazla bir fark olmadığı ya da bu ikisinin birbirleriyle ilintili olduğu sonucuna varabilirsiniz.

Bütün bunlar farklı inanç ve dünya görüşlerine sahip insanların “Bu film bizim düşüncelerimizi yansıtıyor” demesini de açıklıyor, çünkü tüm inançlar aynı sorunla (insanın ruhsal büyümesi ve “doğru” yaşaması) ilgileniyor ve temelde aynı öyküyü anlatıyor.

“İyi de bu hikayeyi anlatanlar buraya hangi yoldan varmış?” derseniz, öykünün yaratıcısı Danny Rubin’in bir Zen Budist olduğunu belirtmekle yetinelim.

(Filmartı, Ağustos 2005)

Reklamlar

2 responses to “Groundhog Day: Bir günün ve bir ömrün hikayesi

  1. yes

  2. Reblogged this on hesna.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s