Tag Archives: yazı

Otobiyografik ama sandığın gibi değil

1.

Yazdığınız romanların yayınlandığını nasıl anlarsınız?

Okuyanlar “Kitap otobiyografik mi?” diye sormaya başlar.

2.

İlk romanım Anne Tut Elimi yayınlandıktan sonra katıldığım söyleşide bir okur sordu: “Kitapta anlattıklarınızı siz mi hayal ettiniz yoksa otobiyografik mi?”

Hadi buyur.

Okumaya devam et

Reklamlar

Hikayenin faydaları: Robert McKee seminerinden notlar

2007 yılında bir reklam ajansında çalışıyordum. Meşhur senaryo gurusu Robert McKee “Reklamda Hikaye Kurgusu” başlıklı bir seminer için Türkiye’ye geldi. Ajans sayesinde ben de dinleyiciler arasına sızdım.

Seminerde McKee “Neden reklamda hikaye anlatmalıyız?” konusuna da yer ayırdı. Söylediklerinin sadece reklamcıları değil, örneğin senaryoda diyalog yazanı, bir toplululuk karşısında konuşanı, daha doğrusu “anlatmayı” seven herkesi ilgilendirebileceğini düşünerek notlar almıştım.

İşte o notların özeti…

Reklamın en önemli amacı iknadır. İnsanları iki şekilde ikna edebilirsin: Bilgi vererek veya hikaye anlatarak.

Bilgi vermek, karşındakine çeşitli veriler, rakamlar sunmak, markanın pazar payından, üretim biçiminden filan bahsetmektir. Hikaye ise, bu gerçeklerden bahsedecekseniz bile, bunları kurmaca olaylar ve karakterler aracılığıyla anlatmaktır.

Peki nedir bu iki yolun farkları?

1) Sen bilgi verirken, karşındaki kişi mutlaka bilgi verdiğin konuyla ilgili birtakım düşüncelere sahiptir ve bunu dile getirmese bile, kafasından, sessizce seninle tartışır, “Hayır, o öyle değil” der.

Oysa hikaye anlatırken karşındakin seninle tartışmaz, seni dinler. (Tabii iyi bir hikaye anlatman ve hikayeyi iyi anlatman kaydıyla.) Okumaya devam et

Yaratıcılık bilinçaltının işidir

Önce bir kitap. Adı “İyi Fikir Bulma Tekniği”. İsmine aldanmayın, iyi bir kitap.

Fikir bulma sürecini çeşitli aşamalara bölüyor, bunlardan birine “zihinsel sindirim” adını veriyor ve o aşamada meseleyi tümüyle kenara bırakıp zihinden uzaklaştırmayı öneriyor.

Bir başka kitap. Yaratıcılıkla ilgili başucu eserlerinden biri ve bir bilim adamının imzasını taşıyor. Rollo May’in “Yaratma Cesareti”.

May zihinsel bir sorunu çözmeye çalışırken “düşünme”ye odaklandığımızı, oysa aradığımız yanıtları bulmak için bilincimizden çok daha geniş, derin ve şaşırtıcı bir alan olan bilinçaltına başvurmamız gerektiğini söylüyor. Bir diğer başyapıtı “The Meaning of Anxiety”de (Kaygının Anlamı) sözünü ettiği “kaygı teorisi”ni nasıl kurduğunu da anlatıyor. Teorinin düğümünü, tahmin edeceğiniz gibi, meseleyi düşünürken değil bambaşka bir anda çözmüş.

Ve bir konuşma. Monty Python üyelerinden, ünlü İngiliz komedi ustası John Cleese yaratıcılıktan söz ediyor. O da bize “kafa yormayı” değil, “doğru düşünme biçimini bulmayı” öğütlüyor, “En iyi fikirlerimden bazılarını uyurken buldum” diyor.

Üçünün de çıktığı yer aynı: Bir fikir bulacaksan, üzerine düşünmediğin zaman bulursun. Çünkü yaratıcı olan bilincin değil bilinçaltındır.

Yazara öğütler: Sevdiğini öldür, iyi olanı at

Yazara verilen öğüt hep aynı: Kısalt!

Yazdıklarından bir şeyler at. Daha sade olsun. Daha “az” olsun.

Bu öğütlerin en meşhuru ve artık sloganlaşmış olanı, William Faulkner’ın “Yazı yazarken sevdiklerinizi öldürün” (“Kill your darlings”) cümlesi. Yazdığınız metnin en sevdiğiniz bölümlerinden ve cümlelerinden vazgeçin, diyor.

1997’de The Paris Review’de yayımlanan uzun söyleşisinde David Mamet da aynı nasihati vermiş, Hemingway’den alıntılayarak: “Yazabileceğiniz en iyi hikayeyi yazmak için, yazdığınız iyi cümleleri atın.”

Mamet’ın, yazarlık serüvenini anlattığı ve oyun, roman ve senaryo yazarlığıyla ilgili fikirlerini paylaştığı söyleşinin tamamı burada.