Tag Archives: psikolojik gerilim

Swimfan/Ölümcül Tutku

İlerleyen satırlarda, soğukkanlılığımı kaybetmiş olduğumu göreceksiniz. Fakat izin verin, açıklayayım: Kaybettim ama niye kaybettim?

Sinema salonundan çıktığımda, seyrettiğim filmle ilgili olumlu-olumsuz bir sürü şey düşünebilirim ama filme kızdığım, öfkelendiğim nadirdir. Bir filme niye kızasın?

Fakat iki durum var ki onlara tahammül edemiyorum. Birincisi, samimiyetsizlik. Bir filmin bir şeymiş gibi görünüp aslında başka bir şey olması, seyirciyi tavlamak için üçkağıt yapması. İkincisi de eskimiş, devri kapanmış, üzerinden sinema tarihinin silindiri geçmiş mevzuların sanki sinemada ilk kez yapılıyormuş gibi ya da biz daha önce hiç film izlememişiz de ilk kez o filmle dünyaevine giriyormuşuz gibi önümüze konulması.

“Ölümcül Tutku” ikinci durumun enfes bir örneği. 80’lerin ortalarından 90’ların başına kadar seri üretim halinde çekilen psikolojik gerilimlerin 21. yüzyılda karşımıza çıkan kopyası. Bir tür zombi.

Psikolojik gerilim 10-15 yıl öncesinin popüler türlerindendi. Haliyle, her örneği de kötü değildi. Mesela, “Fatal Attraction/Öldüren Cazibe”, “Single White Female/Genç Bekar Bayan Aranıyor” gibi filmler vardı ki yarın akşam Cnbc-e’de gösterilse oturur tekrar seyrederim. (O başarılı örnekleri Adrian Lyne, Barbet Schroder gibi klas yönetmenler çekmişlerdi, onu da not etmek gerek.)

Zaman içinde, tekrar edile edile formülün suyu çıkarıldı. Mühim yönetmenler sıralarını savdı. Amerika’nın paranoyak 80’leri sona erdi. Psikolojik gerilimlerin emekliye ayrılma vakti geldi.

En son, Meryl Streep’in oynadığı feci “River Wild/Vahşi Nehir”in ardından, “Artık bu tür de bu nehrin sularında boğulur umarım” gibisinden bir şeyler yazdığımı hatırlıyorum. Kalbim temizmiş, boğuldu. Hattâ bu talihli kazanın üzerinden nereden baksanız 10 yıl geçti.

Ama birileri üşenmeyip psikolojik gerilim çekiyor hâlâ. Bir yenilik yapsalar neyse, aynı psikolojik gerilimi çekiyorlar. Adına da “Ölümcül Tutku” diyorlar. Karakterlerin yaşını küçültünce, filmin adında @ işareti kullanınca, fragmanlara bilgisayar klavyesinde yazı yazma efekti döşeyince modernleşir, yeni gibi durur sanıyorlar herhalde. Olmuyor tabii. Aynı film işte.

Psikolojik gerilimlerde bir “iyi taraf” vardır, biliyorsunuz. Sevgilileri, aileleri, kariyerleri ve başarılarıyla pek bir mutlu yaşarlar.

“Ölümcül Tutku”da da öyle. Buradaki kahramanımız, melek gibi annesiyle birlikte oturan, melek gibi bir kız arkadaşı olan, yüzme konusunda son derece yetenekli, bu yeteneği sayesinde Stanford’dan burs kazanmaya hazırlanan, herkesin sevdiği, yakışıklı, mutlu ve başarılı bir genç var. (Gelin biz bundan sonra ona kısaca MVBG diyelim.)

Bu filmlerde bir de “diğer taraf” vardır. Diğer taraf başarısız ve yalnızdır. (Bildiğiniz gibi, sevgilisi ya da eşi olmayan insanlara “yalnız”, eşek yüküyle para kazanmayan insanlara “başarısız” adını veriyoruz.) Bu kişiler başarısız ve yalnız oldukları için manyak da olurlar ve iyilerin dert üstü murat üstü hayatlarını altüst ederler.

Bu filmde de öyle. Buradaki diğer taraf, başka bir şehirden gelen, Madison Bell adında, manyak, başarısız ve yalnız kız. (Ona da BVYK diyelim.)

Bir gün, MVBG havuzda yüzerken, BVYK bikinisini zorlayan balık eti vücuduyla havuza giriyor ve çocuğa özetle “Bir kereden bir şey olmaz” diyor. MVBG “İstemem yan cebime” diyerek teklifi kabul ediyor. Buna göre çocuk: a) “Öldüren Cazibe”yi izlememiştir. b) Salaktır. c) Erkektir. Meşrebinize göre, dilediğiniz seçeneği işaretleyebilirsiniz.

Sonra, sözkonusu rivayetin doğru olmadığı ve bir kereden bir şey olabileceği ortaya çıkıyor. BVYK, MVBG’nin hayatını cehenneme çeviriyor. Falan filan… Gerisini biliyorsunuz. Gerçi buraya kadar olan kısmını da biliyordunuz.

Bütün mesele de bu zaten. Biz bu filmi izledik. Tekrar izlemek içimizden gelmiyor. Korkmuyoruz, şaşırmıyoruz, umursamıyoruz.

Şahsen artık filmin sonunda “iyi”nin hayatta kalıp “kötü”nün ölmesini de istemiyorum. Bana ne ki? Tamam, zamanında Glenn Close, Michael Douglas’ın kızının tavşanını canlı canlı pişirince irkilmiş ve üzülmüştük ama müsaadenizle, o 15 yıl önceydi. Artık ben bu filmlerde kötü adamı tutuyorum. Nedir her psikolojik gerilimde, iyilerin bir türlü halel gelmeyen, sözümona mutlulukları? Manyaklar kazansın artık. Değişiklik olur.

Hattâ bunun için şöyle somut bir önerim de var: Teslim edeceksin bu “Swimfan” ve benzeri hikayelerin ince işleri yapılmamış halini Michael Haneke’nin dert görmesin ellerine, şu mutlu mesut tonton ailesini bir güzel darmaduman edecek. Ne iyi olur… Filmin adını da istiyorsa “Funny Games 2” koysun, paşa gönlü bilir.

Geçenlerde internette, ekşi sözlük’ün yanılmıyorsam “sinema eleştirmenleri” maddesinde, “Bu ne kıyak meslek böyle, film izle, sevdim sevmedim diye yaz, bir de üstüne para al, oh ne alâ” türünden bir şeyler okudum. Böyle düşünen herkese sesleniyorum: Belki haklısınızdır ama en azından “Ölümcül Tutku”yu izlemek zorunda değilsiniz.

(Sinema, Şubat 2003)