Dil ve isim

1.

Babamın doğup büyüdüğü köye ilk kez 7 yaşında gittim. İç Anadolu’daki yüzlerce köyden biri.

Köyde herkes, çoğunu ilk kez gördüğüm akrabalarım dahil, farklı bir Türkçeyle konuşuyordu. Başka bir şive. Başka kelimeler. Şehirdekinin aksine, burada benim konuşma biçimim tuhaf, yabancı görünüyordu.

Daha çok ilgimi çeken, babamın da köye gidince onlar gibi konuşmaya başlamasıydı. Konuşmayı öğrendiği zamanlardaki gibi. Çocukluğunda olduğu gibi.

2.

Ortaokulda bir dönem Mardinli bir arkadaşımla çok yakındık. Aynı sınıftayız, sabah akşam muhabbet ediyoruz. Ne konuşacağız işte, kızlar ve kitaplar. O dönem anlamaya çalıştığımız iki şey.

İkisi de iyi konulardır, bunları konuşurken karşındakini bayağı iyi tanırsın. Biz de birbirimizi bayağı iyi tanıyoruz. Birbirimizi tanıdıkça politika da konuşuyoruz. İki çocuk, 80’lerin ortasında ne kadar politika konuşursa.

Bir gün bana diyor ki: “Ben ilkokula gidene kadar Türkçe bilmiyordum, tek kelime Türkçe konuşmamıştım.”

Şaşırıyorum. Hem de ne şaşırmak.

Arkadaşım, bütün gün şiirlerini okuduğumuz, şarkılarını söylediğimiz, küfürlerini ettiğimiz bu dili şunun surasında 7-8 yıl önce hiç bilmiyor muydu?

Çocukken konuştuğu dil bu değildi yani? Bir yabancı dil gibi sonradan öğrendi.

Başka bir gün, arkadaşımın telefonda Mardin’deki akrabalarıyla konuşmasına şahit oluyorum. Konuşmaya Türkçe başlıyor ama heyecanı, harareti artınca, daha az düşünerek ve daha yürekten konuşmak gerekince Kürtçe’ye geçiyor. Çocukluğunda olduğu gibi.

3.

Bu hikayeden 25 yıl sonra… O çocuklar büyümüş, 150 tanesi bir mail grubunda toplanmış, şimdi orada politika konuşuyorlar. 2010’a doğru, “seçkin” bir lisenin mail grubunda ne kadar konuşulursa. Konu Türklük, Türkler, bize düşman olan yabancılar ve onların ülkemizdeki uzantıları etrafında dönüyor.

Aramızdan biri, son derece Türk bir ad ve soyada sahip bir arkadaşımız diyor ki: “Ben Ermeni’yim ve bunu okuldayken 3-5 kişi dışında hiçbirinize söyleyemedim”.

Elim ayağım boşalıyor.

Bilmiyordum gerçekten de. İsminden anlamak imkansızdı. Kimseden de duymamıştım.

“Eskiden ne güzeldi. Kimse kimsenin Kürtlüğünü, Ermeniliğini bilmezdi” diye iç geçirerek yâd edilen o rezil günlerde geçmişti çocukluğumuz. Arkadaşımızın Ermeni olduğunu bilmemiştik. Bizden saklanmıştı.

O arkadaşımız daha sonra çocuğuna Aren adını verdi. Çocukluğunu saklanarak geçirmişti ama çocuğunu saklamak istemedi.

4.

Babam öğrencilik hayatından çok sonra, 30’lu yaşlarında “Yabancı dil lâzım oluyor” diyerek İngilizce öğrenmeye çalıştı. Evde, kendi kendine, koca Redhouse sözlüklere gömülerek. Sonuç istediği gibi olmadı. Hayatta hiçbir şeyi çok dert etmeyen adam, şöyle rahat rahat İngilizce konuşup anlayamamaktan bugün de şikayetçidir.

Torunu, benim yeğenim Gizem ise Amerika’da doğdu, büyüyor. Çatır çatır İngilizce ve kırık bir Türkçe konuşuyor. Onu bizimle Türkçe konuşmaya zorlamak için anne ve babasının kararıyla İngilizce bildiğimi gizledik bir süre. Gerçeği hemen keşfetti tabii. Şaşırdı, heyecanlandı. “Amcası, you speak English” dedi. “Evet tatlım” dedim, “senin kadar iyi değilse de konuşuyorum”.

Türkiye’ye geldiklerinde bir gün üçümüz oturuyorduk, konu İngilizce’den ve Türkçe’den açıldı. Babam “Gizem’cim, benim İngilizcem pek iyi değil diye düşünüyorum. Sence?” diye sordu.

6 yaşındaki Gizem soruyu yine soruyla, 6 yaşından beklenmeyen kıvraklıkta ve babamın iyi niyetinin hak etmediği sertlikte bir soruyla yanıtladı: “You ask me what you think or you wanna know what I think?”

Bana kendi fikrini mi soruyorsun yoksa benim ne düşündüğümü mü öğrenmek istiyorsun?

5.

Bizimkinden farklı dilleri olan, çocuklarına bizimkilerden farklı isimler veren, bu diller ve isimler uğruna öldürülen insanlarla veya onlar hakkında konuşurken (ki onların değil bizim dilimizle konuşuyoruz çoğu zaman) akılda tutmamız gereken bir soru: Kendi fikrimizi mi soruyoruz yoksa onların ne düşündüğünü mü öğrenmek istiyoruz?

Reklamlar

2 responses to “Dil ve isim

  1. 15 sene önce Paris’te yaşarken sokağımın karşı köşesinde İstanbul diye bir dönerci vardı. Çoğu gibi sahipleri Yunan, çalışanları Türk ve Kürtlerdi. Bir şekilde döner ustasıyla Türkçe konuşmaya başladık. Bir zaman sonra bana Türkçemi anlamadığını, nereli olduğumu sordu, bu nerenin Türkçesini ima ederek. İstanbulluyum dedim, sen nerelisin? Söyledi (ve ben unuttum, Erzincan?). Ama ben seni anlıyorum, sen nasıl beni anlamıyorsun dedim. O zaman gurbette olmasına verdim. Onun İstanbul Türkçesini anlamamasını çok garipsedim, ama üstünde durmadım. Şimdi düşünüyorum da o zaman çok şeyin üstünde durmuyordum.
    Baktığın değil, (nasıl, ne) gördüğün her zaman..
    Eline sağlık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s