Süper kahramanların basit travmaları

“Iron Man 3/Demir Adam 3”, Demir Adam-Tony Stark’la sevgilisi arasındaki sorunları göstererek başlıyor. Tony kendini işe kaptırmış, sevgilisini ihmal ediyor. Doğumgünü için ona manasız bir hediye almış. Her ikisinin geçmişlerinden eski sevgililer ve hayranlar da çıkagelmiş, sözleşmişler gibi.

Film 10-15 dakika kadar bunlarla oyalandıktan sonra “asıl hikaye” başlıyor, kötü adamlar ve onların dünyayı ele geçirme planları devreye giriyor.

Yeni dönemin süper kahraman öyküleri böyle (yeni dönem dediğim “Örümcek Iron Man 3 Adam” ve özellikle de “The Dark Knight” sonrası). Artık kahramanın hikayesini “insani” paranteze alıyorlar. Aşk meşk durumları, ailevi sorunlar ve illa ki çocukluk travmaları. “Biz aslında bunu anlatıyoruz” diyorlar, “aksiyon bahane”.

Güzel laflar bunlar. Karşılık da buldular nitekim. Son dönem süper kahraman filmlerinin eskiden ihmal edilen bir şeyleri sahneye çıkardıkları, daha “karmaşık” oldukları, “insanın karanlığına” bakmaya başladıkları konusunda herkes hemfikir görünüyor.

Oysa bu yeni bakış, hikayelere yapılan bu ilaveler, aralarındaki farklılıkları ortadan kaldırıyor. Dahası, karakterin özünde zaten var olan çelişkileri ve imkanları göz ardı ediyor.

Örneğin “Hulk” öfkeye dair bir hikayedir. Öfke gizlenip saklanabilir bir şey mi yoksa eninde sonunda kendini gösterir mi? Kontrol edilebilir mi? Kontrol etmenin yolu onu bastırmaktan mı geçer, sahiplenmekten mi?

“Örümcek Adam” ergenliği ve büyümeyi anlatır. Tüm heyecan ve korkuları, açtığı ve kapadığı kapılar, seçim ve vedalarıyla.

“X-Men” farklı olmanın doğasından söz eder. Herkesten farklı olma ile kimse gibi olmamanın madalyonun iki yüzü olduğunu söyler, birincisinin kudreti ve hazzıyla ikincisinin yalnızlığını yan yana koyar.

“Superman” anne-babasız, “evsiz” kalmanın insanı ne güçlü ve aynı zamanda ne kırılgan yaptığına dair bir hikayedir. Tek başına dünyayı değiştirebilirsin ama sana zarar verebilecek bir şey vardır, o da evinin adını taşır.

Bugünün aksiyon sineması bunlarla yetinmeyip “daha fazlasını” ararken, aslında karakterin açmazına, gerçek karanlığına bakmaktan vazgeçiyor, onun doğasında yatan hikayeden yüz çeviriyor.

Yapılanlar tüm hikayeleri birbirini tekrarlayan tek bir zeminde buluşturuyor. Spider Man 2Artık Demir Adam da, Örümcek Adam da, Thor da sevgililerini ihmal ediyorlar, babalarıyla didişiyorlar, sahip oldukları güç nedeniyle kibir belasına saplanıyorlar.

Hikayeye bir şey katmak için yola çıkılıyor ama sonuç hikayenin içinin boşaltılması. Bu boşluğun doldurulması için atılan cilaya “karanlık”, yapılan makyaja “kahramanların çocukluk travmaları” adı veriliyor. Travmaların onarılmasıyla mutlu sona ulaşıyoruz.

İyi de travma vernikli ahşabın üzerine dökülen çay değil, silip geçesin. Travma ağacın içine işleyen, ona şeklini veren ve onun şeklini alan, “malzeme”yle iletişime geçen iz. Üstesinden gelmenin yolu da onu silmek değil, görmek. Manzaranın onu içerdiğini, onun varlığıyla anlam kazandığını bilmek.

Tam da bu yüzden kahramanların travmaları olmaz, “yumuşak karın”ları olur. Travmaları olsaydı süper kahraman olmaz, insan olurlardı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s