Araf

“Araf” Yeşim Ustaoğlu’nun önceki filmleri “Bulutları Beklerken” ve “Pandora’nın Kutusu”ndan çok farklı bir yerde duruyor.

Fark filmin sinematografisinden zaman algısına kadar pek çok yerde kendini belli etse de bunlardan önemlisi, hatta bence bunları da belirleyen, Ustaoğlu’nun karakterlerine yaklaşımı.

“Bulutları Beklerken” ve “Pandora’nın Kutusu”ndaki karakterler, adeta yazarın/yönetmenin ve filmin cümlesinin tutsaklarıydılar. Film seyirciye ne söylemek istiyorsa onu söylüyorlar, film seyircinin ne anlamasını istiyorsa onu anlatıyorlardı.

“Araf”ta ise karakterler kendi kimliklerini, yollarını ve dillerini bulmuş. Filmin bu anlamda kusursuz olduğunu söylemiyorum, ancak bu yaklaşım, bu hikaye kurma ve sinema yapma biçimi “Araf”ı sözünü ettiğim filmlerden farklı kılıyor.

Bu fark bir değişime işaret ediyor mu bilemiyoruz, Ustaoğlu’nun sonraki filmini beklememiz gerek.

Peki buna bir olgunlaşma gözüyle bakılabilir mi? Buna da emin değildim açıkçası, çünkü her şey bir yana, “olgunlaşma” sözcüğü gerek yönetmenin kendi tarihçesi içinde gerekse filmleri arasında pek doğru ve adil bulmadığım bir hiyerarşi hissi yaratıyor.

“Emin değildim” dememin sebebi fikrimin değişmesi. Fikrimi değiştiren de bizzat Ustaoğlu’nun, Fırat Yücel’le yaptığı röportajda söyledikleri:

“Giderek insana daha içerden, daha yakın bakmaya başladım. Büyüme biraz da böyle bir şey; olgunlaşma mı, büyüme mi, adını ne koyacaksak o. İnsan kendisine de belli yaşlara geldiğinde bakabilir. Yirmi yaşında, otuz yaşında baş edemediğin, anlayamadığın halini, psikolojini elli yaşında başka türlü anlıyorsun. Ben hep insan odaklı, karakter odaklı filmler yaptım aslında. Biçem hiç değişmedi. Ama giderek psikolojik dinamikler beni daha çok etkiledi. Karakter odaklı filmler yaptım ve her şey çok politikti, ben hep böyle baktım. O insanın kim olduğunu ne kadar iyi anlarsanız o kadar politik bir şey yaparsınız.”

Ustaoğlu, belki farkında olmadan, “Araf”ın neden farklı olduğunu ve “Araf”ta neyin farklı olduğunu çok güzel anlatmış: Önceki iki filmde, “politik olan”, karaktere zorla enjekte edilmişti. Yetinilmemiş, telaffuz ettirilmişti. Bu filmde ise Ustaoğlu her şeyi bir kenara koyup karaktere dalmış ve karakterin içindeki “politik olan”ı kendi doğallığında ortaya çıkarmış.

Tam da bu yüzden “Araf”ta omuz kamera ve yakın plan ciddi bir ağırlığa sahip. Tam da bu yüzden filmin zamanı hayatın “gerçek zaman”ını neredeyse birebir takip ediyor. Ustaoğlu karakterlerini işte o kadar merak ediyor, önemsiyor ve sakınıyor. (Kuşkusuz, bir yönetmenin karakterlerini önemsemesi yakın plan ve omuz kameradan geçmiyor. Bunu Ustaoğlu’nun sinemasının bu anlamda yaşadığı değişimi ifade etmek açısından söylüyorum.) Yani, yazının başına dönersek, Ustaoğlu’nun sinematografisi de karakterlerine (ya da insana) bakışının doğal bir sonucu, neredeyse bir zorunluluk.

Eğer buna “olgunlaşma” değil tercih adını verirsek, bir seyirci olarak naçizane tercihim Ustaoğlu’nun karakterlerine böyle bakmasından yana.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s