Eleştirmenler, gençlik hataları ve Mehmet Açar

Gençtim. Angelopoulos’un “Puslu Manzaralar”ını seyredip “Sinema çok acayip bir şey” diyeli daha bir iki yıl olmuştu. Ne bulursam seyrediyor, sinemayla ilgili elime ne geçirirsem okuyordum.

Yalnız, önemli bir sorun vardı: Fikirlerim her zaman eleştirmenlerin fikirleriyle uyuşmuyordu.

Eleştirmenlerin her şeyin doğrusunu bildiklerini sanıyordum. Dahası, tüm eleştirmenlerin her film hakkında aynı fikre sahip olduğunu sanıyordum. Daha çok seyrettikçe ve okudukça sinemadan daha çok anlayacağım ve böylece günün birinde onlar neyi beğeniyorsa ben de onu beğeneceğim, diye düşünüyordum.

Sorun eleştirmenlerin her şeyin doğrusunu bilmelerini sanmam değildi. Sorun her şeyin tek bir doğrusu olduğunu sanmamdı. Gençlik işte, napıcaksın.

Bir gün Brian De Palma’nın “Raising Cain/İçimizdeki Şeytan”ı gösterime girdi. Gittim, seyrettim.

Aklım şaştı. O nasıl bir filmdi öyle! Beyazperdeden salona taşan sinemanın gücü karşısında ezilmiştim resmen.

De Palma noktayı koyuyor: “İçimizdeki Şeytan”ın finali

Yalnız, önemli bir sorun vardı: Eleştirmenlerin yazılarını okuyordum ve kimse filmi beğenmiyordu. Beğenmemek de laf mı herkes filmi yerden yere vuruyordu.

Nedense, eleştirmenlerle aramdaki bu fikir ayrılığı diğer ayrılıklardan çok daha net bir şekilde bu işten anlamadığımı kanıtlamıştı bana. Baksana, benim bayıldığım filmden nefret etme yarışına girmişlerdi.

Birkaç gün sonra Nokta dergisinde Mehmet Açar’ın yazısını okudum. Beni yeni bir sürpriz bekliyordu çünkü Mehmet Açar filme bayılmıştı, öve öve bitiremiyordu. Ve yazısını aşağı yukarı şu cümlelerle bitiriyordu: Siz eleştirmenlerin beğenmediğine bakmayın. Onlar zamanında Hitchcock filmlerini de beğenmemişlerdi.

Ne?!!

Neye uğradığımı şaşırmıştım.

Hiçbir eleştirmenin beğenmediği bir filmi, bir eleştirmen göklere çıkarıyordu. Demek eleştirmenler her konuda aynı düşünmüyordu, öyle mi?

Daha önemlisi, eleştirmenler koskoca Hitchcock’un filmlerini bir zamanlar beğenmemişler ve değerini sonra anlamışlardı, öyle mi?

O iki cümleyle dünyam adeta yıkıldı ve yeniden inşa edildi. Kimsenin beğenmediği bir filmi beğenme (veya tersi) hakkım olduğunu anladım. Eleştirmenlerin (ve tabii tüm sinema seyircilerinin) tamamının her konuda aynı fikre sahip olan bir robotlar topluluğu olmadığını anladım. Sinema tarihi denen şeyin katı ve sabit bir bütün değil, yaşayan, sürekli değişip yenilenen bir organizma olduğunu anladım.

Bunları öğrenmek bana sinemayı seyretmek ve sevmek, sinema üzerine düşünmek ve yazmak konusunda çok zaman kazandırdı. Tesadüf işte, bu hikayeden iki yıl sonra sinema yazarlığına başladım.

Zaman değişti ama olur da aranızda benim o zamanlar olduğum kadar genç ve/veya saf olanlar varsa onlar da vakit kaybetmesinler diye anlatıyorum bu hikayeyi. Bir de Mehmet’e bir kez daha teşekkür edeyim diye.

Reklamlar

2 responses to “Eleştirmenler, gençlik hataları ve Mehmet Açar

  1. Raising Caine hakikaten ne güzel bir filmdir.

  2. Mehmet Açar en sevdiğim sinema eleştirmenidir 🙂 sinemayı sevme sebeplerimden….

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s