Kıymeti bilinmemiş yönetmenler: Paul Schrader, Barry Levinson, Bertrand Blier

Sinema dergisi için Engin Ertan’la hazırladığımız “Kıymeti Bilinmemiş 10 Yönetmen” dosyasından…

PAUL SCHRADER

Paul Schrader’ın yönetmen kimliğinin öne çıkmamasının anlaşılabilir bir sebebi var. Kendisi tüm zamanların en iyi filmleri arasında isimleri geçen “Raging Bull/Kızgın Boğa” ve “Taxi Driver/Taksi Şoförü”nün yanı sıra “The Last Temptation of Christ/Günaha Son Çağrı”, “Bringing Out The Dead/Yaşamın Kıyısında” gibi filmlerin senaristi.

Ancak Schrader aynı zamanda, ilk filmi “Blue Collar/Mavi Yakalılar”dan bu yana çektiği tam 16 filmle aynı temanın izini inatla sürerek “auteur” etiketinin içini dolduran bir yönetmen. O temayı “Amerikan erkeğinin serüveni” diye özetleyebiliriz.

Schrader’ın adeta bilinçli bir şekilde kazdığı bu kuyuda Amerikan erkeğinin hayatla imtihanına tanıklık ediyoruz. Onun işiyle, sevgilisiyle, kadınlarla, erkeklerle, eşcinsellik ve homofobiyle, şiddetle, inançla, parayla, başarıyla, statüyle, teknolojiyle ilişkisi, daha doğrusu kavgasının günlüğünü tutuyor Schrader.

“Kavga” Schrader için bir başka anahtar kelime. Kendisi, çocukluğu ve ailesiyle arasındaki bitmek bilmeyen kavga tarafından kişiliği biçimlenmiş bu sinemacı doğal olarak aynı duyguyu sinemasına da yansıtıyor.

“Hardcore”

Bize düşense, “Mavi Yakalılar”ın yırtmaya çalışan işçilerinden “Dominion”ın mütereddit rahibine, “Hardcore”un inançlı babasından “Affliction/Hüzün”ün arızalı şerifine, “Mishima”nın yazarından “The Walker/Entrika”nın eskortuna kadar birbirinden tuhaf, renkli ve karanlık simalarla dolu bu aynanın içinde dolaşmak.

Mutlaka seyredin: “Hardcore”. Schrader’ın dünyasına giriş kapısı niteliği taşıyan bir film.

BARRY LEVINSON

Barry Levinson’ın istikrarlı bir kariyere sahip olmadığını kabul etmek lazım (gerçi kaç “usta”nın öyle bir kariyeri var?). Otuz yılı aşkın bir süreyi kapsayan filmografisine baktığınızda 90’larda ve özellikle 2000’lerin ilk yarısında bir dizi isabetsiz atış göze çarpıyor.

Buna karşılık aynı kariyerde, farklı türlerin iyi örneklerinden sayılan birkaç film birden (“The Natural/Deha”, “Good Morning Vietnam/Günaydın Vietnam”, “Bugsy”, “Wag The Dog/Başkanın Adamları”), bir adet “En iyi yönetmen” Oscar’ı (“Rain Man/Yağmur Adam”) ve belki hepsinden önemlisi, bugün bir kuşağın ve hatta bir tür sinemanın öncüsü olarak kabul edilen bir kült film (“Diner”) var.

Barry Levinson senaryosuna da imza attığı “Diner”da, bir grup genç adama bir kafedeki masa etrafında “Kızla öpüşürken fonda Sinatra şarkısı olmasını mı tercih edersin yoksa Mathis şarkısı mı?” gibi konuları tartışırırken, kahramanlarını bir Bergman filmine götürüp “Bu ne abi?” diye geyik yaptırırken, bir rozbif sandviç üstüne dakikalarca konuştururken sene 1982’ydi.

“Diner” bugün yukarıdaki kaba tarifin akla getirebileceği nedenlerden ötürü Tarantino’dan “Seinfeld”e kadar pek çok sinemacının, filmin ve dizinin yolunu açan film olarak görülüyor, bu işlerde imzası olan sinemacıların bazıları gençlik yıllarında izledikleri “Diner”ın onlar için önemini anlatıp duruyor.

Televizyon eleştirmeni Nancy Franklin “Bir filmde iki veya daha fazla sayıda adam bir kafede masaya oturduğunda Levinson telif almalı” diye boşuna demiyor.

Mutlaka seyredin: Haliyle, “Diner”.

BERTRAND BLIER

Doğruya doğru, “Fransız sinemasının önemli yönetmenleri” diye bir liste yapanların çoğu, en azından 10. sıraya gelene kadar Bertrand Blier’nin adını anmayacaktır. Biz, tahmin edebileceğiniz gibi, bunun pek hakkaniyetli bir tercih olduğunu düşünmüyoruz.

Blier’nin talihsizliği galiba Fransız sineması deyince akla gelen (hatta Fransız sinemasından “beklenen/talep edilen”) normların dışında bir sinema yapması.

İlgi alanları (ilişkiler, aile, burjuvazi) ülkesinin sinemasından çok farklı değil aslında. Sıradışı olan, bakışı ve yaklaşımı. Blier seyirciyi zorlayacak kadar keskin bir mizah ve alaycılıkla, dokunaklı olmaktan çekinmeyen bir duygusallığı kâh ayrı ayrı, kâh yan yana kullanmayı bilen bir yönetmen (bir filmine “Mendillerinizi Hazırlayın” ismini verecek kadar net bu konuda). Her iki özelliğinin de köşelerini törpülemeyi reddetti, filmlerine neredeyse çocuksu bir merakın, hüznün, neşenin ve acımasızlığın sinmesine göz yumdu. Bugün hiç tereddüt etmeden “Todd Solondz’vari” dediğimiz bir sinemayı, Solondz’dan 15 yıl kadar önce hayata geçirdi, Fransız toplumunun pek çok noktasına bu gözlüklerle baktı.

“Buffet Froid/Soğuk Büfe”

Siz de Blier’nin gözünden ilişkilere bakmak isterseniz “Notre Histoire” ve “Trop Belle Pour Toi/Senin İçin Fazla Güzel”e, aileye bakmak isterseniz “Beau-Pere/Üvey Baba”ya, Fransa’daki rai kültürüne bakmak isterseniz “Un Deux Trois Soleil”e, erkeklere bakmak isterseniz “Buffet Froid/Soğuk Büfe”ye, gençlere bakmak isterseniz “Les Valseuses” ve “Merci La Vie/Teşekkürler Hayat”a göz atabilir ve bu sıfatların o filmleri anlatmakta ne kadar yetersiz kaldığını fark edebilirsiniz.

Mutlaka seyredin: “Soğuk Büfe”. Yalnız, bunun Blier’nin “uslu” hali olduğunu unutmayın.

(Sinema, Haziran 2012)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s