Moonrise Kingdom

Bugüne kadar Wes Anderson sinemasındaki çocuklar çok acı çektiler. Acılarını pek belli etmediler çünkü zeka, alaycılık ve mesafeden oluşan kalın bir perde örtüyordu yüzlerini. Zaten onlarla fazla zaman da geçiremedik. Ya hemen büyüdüler ya da daha baştan yetişkin hallerini görüp çocukluklarını bizzat onlardan dinledik.

“Moonrise Kingdom”da durum farklı. Evet, çocuklar bildiğiniz Wes Anderson çocukları. İzci kampındaki Sam ve kampın bulunduğu adada yaşayan Suzy yüksek IQ’ları, “ortalıkta olmayan” anne babaları (birisininki ölmüş, diğerininki kendi dertleriyle meşgul), içedönüklükleri, kitap merakları ve kitabi cümleleriyle oldukça tanıdık görünüyorlar.

Ancak aralarındaki aşkın da etkisiyle Anderson sinemasında daha önce görmediğimiz bir yola sapıyorlar: Büyümüyorlar, öykünün merkezini terk etmiyorlar ve dahası, isyan ediyorlar. Anne-babaların, izci şeflerinin, polislerin ve sosyal hizmet görevlilerinin oluşturduğu düzene karşı, onların vasatlıklarına ve teslimiyetlerine inat, alternatif bir hayat kuruyor, “orkestra”nın bir parçası olmayı reddedip kendi şarkılarını söylemeye gidiyorlar. Ne de olsa bir adadalar; ütopyaların gözde mekanı… Ve yetişkinlerin mekanları devasa oyuncak evlere benzerken çocukların yarattıkları hayat çok daha gerçek görünüyor.

“Moonrise Kingdom”ın hikayesi gerek olay örgüsü gerek temposuyla dört dörtlük ilerliyor ama filmin asıl güç kaynağı Anderson’ın sinematografisi. Geniş planları, hesaplı çerçeveleri, çerçevenin ortasına yerleştirilmiş ve o halleriyle bir objeden farksız görünen karakterleri, bitmek bilmeyen yana kaydırmalarıyla bildik Anderson sineması var karşımızda. Fakat yıllardır özenle kazdığı bu kuyuda yeni bir noktaya ulaşıp benzersiz mizansenler kurmuş, nefes kesen resimler yakalamış.

Öyle ki belli bir kareyi dondurduğunuzda hikayenin o anda vardığı yeri mi, iki çocuk oyuncunun muhteşem performanslarını mı (özellikle Suzy’yi canlandıran Kara Hayward’ı daha uzun yıllar seyredersek şaşırmayalım), Anderson’ın üzerinde durmadan geçiverdiği harika kamera hareketini mi yoksa o resmin bir köşesinde ya da arka planında olan biteni mi seyredeceğinizi bilemiyorsunuz.

Sonuçta “Moonrise Kingdom” Anderson’ın en iyi filmi mi bilmiyorum, ama “Rushmore”dan bu yana en iyi ve en anlamlı ağır çekimi bu filmde, onu söyleyebilirim.

(Sinema, Haziran 2012)

Reklamlar

One response to “Moonrise Kingdom

  1. Ben de cok begendim bu filmi. Plajdaki opusme sahnesi nutulmazdi ayrica ve mavi bocek+ olta ile kupe yapma fikri

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s