Süt ve büyümek

Erkekliğin bilinmeyen toprakları: Melih Selçuk

Erkek dediğin güçlü olur. Boş işlerle uğraşmaz, doğru düzgün bir işi olur. Erkek arkadaşları olur. Erkek dediğin aletlere, makinalara meraklı olur. Onları sever, dillerinden anlar, tamir eder. Erkek dediğin girişken olur, yırtık olur.

Erkeği bütün bunlar tanımlıyorsa Yusuf’un pek erkeğe benzediğini söyleyemeyiz. İşi, süt ve peynir satan annesine yardım etmekten ibarettir. Akranlarının arasına karışamaz. Odasına kapanır, kitap okur, şiir yazar. Annesinden de azar işitir, öğretmeninden de, postanedeki memurdan da. Üstüne üstlük hayalcidir, hassastır, ki bu özellikler erkekliğin sınırları dışındadır.

Yusuf ne evde, annenin yanında rahat eder, ne de evden/anneden kopabilir. Hayatının en önemli iki “dişi”si olan ev ve anneyle arasındaki çelişkiye bakılırsa asıl meselesi kendi içindeki dişiyledir. Babasız evindeki erkek boşluğunu dolduramadığı, evi çekip çeviren makinanın (motosikletin) lastiğinin patlak olmasından bellidir. Yusuf aslında çift cinsiyetlilikle erkekliğin, eviyle dışarının, yani ergenlikle yetişkinliğin eşiğindedir.

Bir türlü içeri adım atamadığı bilardo salonunun önünde, araba farlarıyla bir anlığına aydınlanan karanlığın içinde tek başına durduğu kısacık ama olağanüstü sahne, Yusuf’un seçim yapamayan ve iki dünyaya da ait olamayan ergen halini özetler.

Kapısı kilitli bir odadadır sanki. Ama kapıyı iteceğine birinin dışardan açmasını bekler. Öğretmeni onun elinden tutacaktır, amatör şair-profesyonel maden işçisi bir abi onu anlayacaktır, şiiri bir dergide yayımlanacaktır. Bekler. Oysa eve gelen her mektup annenin elinden geçer.

Bu sırada, tıpkı “Yumurta”da olduğu gibi, kaderin mekanizması harekete geçer. Annenin hayatına bir adam girer ve ev yavaş yavaş Yusuf’u kusmaya başlar.

Eve bir erkek girmesi, Yusuf’un ergenliğinin ölüm ilanıdır ama Yusuf bunu kabullenene dek yasın tüm safhalarından geçecek, inkâr edecek, kabuğuna çekilecek, öfkelenecektir.

Önce evde bir yılan çıkar ve evdeki sorunlar ayyuka çıkar, ama Yusuf durumun farkında değildir. Yılanı annesi görür, Yusuf değil.

Sonra Yusuf annesini ilk kez “kadın” olarak görür. Aynanın önünde, saçları açık.

Ardından Yusuf’a “askerlik yapamaz” raporu verilir. Bu, erkekliğine vurulan büyük darbedir.

Dönüşte antrede yabancı bir terlik, ocağın üstündeyse kaynar halde unutulmuş bir çaydanlık karşılar Yusuf’u. Annesi annelikten çıkmış, evin düzeni bozulmuştur. Yusuf girmek istese de ev onu kovmaktadır.

Sonra kimse süt almaz ve Yusuf o yarım yamalak işinden de olur. Sonra anne yeni bir ev bakar ve ortada ev bile kalmaz, Yusuf sokaklarda dolaşır durur. Ve sonunda bir epilepsi kriziyle kendini yerde bulur. Motosiklet devrilmiştir.

“Yumurta”daki gibi, “Süt”teki kriz de Yusuf için bir dönüm noktasıdır (“krisis” Yunanca’da “karar vermek” demektir). Yazgısına teslim olacağı bir yolculuğa çıkar ve annesinin sevgilisini takip ede ede doğa(sı)nın kucağına gelir. Karşıda bir dağ, kenarda bir göl, önünde adam boyu sazlık.

Müstakbel üvey baba tam bir erkektir. Atı vardır (büyük bir araba), avradı vardır (bizzat Yusuf’un annesi) ve nihayet eline silah da almış, ava çıkmıştır. Yusuf’un bu adamın peşinden geldiği yer aslında erkekliğin/yetişkinliğin bilmediği, tanımadığı topraklarıdır.

Yusuf adama yaklaşır. Eline büyük bir taş alır. Erkekliğin en uç ve şiddet dolu tezahürlerinden birini gerçekleştirmek, adamı öldürmek niyetindedir. Silahlı adama ilkel de olsa bir silahla karşılık verecektir.

Fakat, üstlendiği kozmik görev açısından “Yumurta”daki köpeği hatırlatan bir balık çıkar karşısına. Yusuf balığı alır, taşı bırakır. O bir erkek olsa bile başka türlü bir erkek olacaktır.

Kucağında balıkla eve dönüp annesinin elinde üvey babanın avladığı hayvanı gördüğünde artık anlamıştır: Yılan süte gelir, bunu değiştiremezsin, fakat sütü nereye koyacağına sen karar verebilirsin. Süt içersen, yani “ağzın süt kokarsa”, yılan sana gelir, içine/evine yerleşir. Ama içmeyi kesip sütü bir kaba koyarsan yılan seni bırakır, o kaba gelir.

Yusuf maden işçiliğine başlayarak, evin ve annenin konforlu sıcaklığından, hayatın tozuna, kirine, sertliğine ve gerçekliğine adım atarak seçimini yapmış olur. Ergenliği geride bırakır, yetişkin olur. Çift cinsiyetliliği geride bırakır, erkek olur. Bu içindeki dişiden vazgeçmekten çok, onunla sağlıklı bir ilişki kurması anlamına gelmektedir. Örneğin şairliği bu “kadın”ın sütünden beslenecektir.

Baretinin her yanı aydınlatan bembeyaz ışığı, parlak bir geleceği değil, yolunu ve önünü gördüğünü işaret eder. Yusuf sütten kesilmiştir.

(Sinema, Şubat 2009)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s