Bal ve “bir”lik

Dışarda kalan çocuk: Bora Altaş

Yusuf’un çocukluğu bir masal alemi. Herkesinki biraz öyledir ama onunkisi neredeyse “bir varmış, bir yokmuş” diye anlatılabilecek bir dünya. Sisler içinde belirip kaybolan dağlar, devasa ağaçlar, o ağaçlara gözükara bir şövalye gibi meydan okuyan baba, kovadaki suyun içinde dans eden dolunay; adları, sanları, ne işe yaradıkları bilinen çiçekler; evin fertlerinden atmaca ve katır; dualar, hocalar, meseller… Kendi varlığıyla başka varlıklara da işaret eden, hem büyüleyici hem korkutucu bir alem.

Dağlar, ormanlar ve dolunay bir yana, bu masalın iki kahramanı var: Yusuf’un annesi Zehra ve babası Yakup. İkisinin birliği Yusuf’u yaratmış ama ikisi ayrı birer dünya.

Babanın Yusuf’a söylediği ilk cümlenin (ve filmin ilk cümlesinin) “Oku” olması onu tarif etmeye yeter. Bu masalda Yusuf’un babası okutan, öğretendir: Okulda belletilen modern bilginin değil, doğada var olan kadim bilginin peşindedir. Dinleyendir: Ağaçları, çiçekleri dinler. Yusuf’un dertlerini ve rüyalarını dinler. Anlatandır: Yusuf’a, merakını uyandıracak hikayeler anlatarak, isterse fısıldayabileceğini söyleyip yeni yollar açarak, konuşmayan çocuğunu konuşturan mahir bir hikayecidir. İçeri bakandır. Yalnızlıktır. Bu dünyaya ait olmayan, görünmeyendir. Nitekim sonunda gidecek, gayba karışacaktır.

Anne ise tam tersi. Tüm tasaları, koşuşturmacası, çabası ve sevinciyle hayattır. Ayakları yere basar. Bugünü ve burayı dert eder. “Sütünü iç” der. “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorar. Dışarı bakandır. Kalabalıktır. Bu dünyaya ait olan, görünendir. Nitekim sonunda hayatın ve oğlunun yükü onun omzuna kalacaktır.

Zehra ile Yakup bu halleriyle hayatın temel ikiliğini yansıtırlar: Fiziksel boyut/manevi boyut, deneyimleyen/olan, görünen/görünmeyen, zahiri/batıni. Bu pencereden bakınca Yusuf’un hayatı da yeni bir anlam kazanır. Onun hikayesi “anne”yle “baba”dan kaçmak veya birini tercih etmek yerine her ikisini birleştireceği bir menzile varmanın hikayesidir. Ergenliğiyle mücadele ettiği “Süt”te “erkek” olup “baba”sına, kaderiyle mücadele ettiği “Yumurta”da ise “kadın” olup “anne”sine döndüğünde yaşamın bu iki boyutunu aynı kapta eritip birliğe ulaşır.

Yusuf’un şairliğinde de yine benzer bir düzenin ve “bir”liğin izleri vardır. Kimseyle konuşmayan, teneffüste dışarda oynayan arkadaşlarını sınıftan seyreden, evlerindeki ahırın karanlığında tek başına oturan bu yalnız çocuk, gelecekten haber veren rüyalar görür, ilham alır ve içinde şiir(ler) büyütür. Uçurumlara kovanlar yerleştirerek, tırmanarak, dumanlayarak, keserek, temizleyerek, uzun ve zahmetli bir uğraşla bal elde eden babası gibi, çiçeklerden topladıkları nektarları kendi içlerindeki maddelerle bir araya getirip bala dönüştüren, bir gram bal için çiçekleri onbinlerce kez ziyaret eden arılar gibi, hayattan aldıklarını kendi yalnızlığında ve rüyalarında büyüttükleriyle birleştirip şiire dönüştürecektir. “Yumurta”da elinde gördüğümüz, basılan tek şiir kitabının “Bal” adını taşıması hem bu yolculuğun tarifi hem de babasına yolladığı bir selamdır. Babasının mesleği, Yusuf’un şairliği ve Yusuf’un hayatı bu yolculukta bir olur. Baba çiçeklerin özüne, Yusuf kelimelerin özüne ulaşırken, “Yumurta”, “Süt” ve “Bal”ın vardığı yer de Yusuf’un özüdür.

Sonra, Yakup kovan yerleştirmek için gittiği yolculuktan geri dönmeyince ve Yusuf evden (ve ölümden) kaçıp gizlendiği ormandaki bir ağacın dibinde uykuya dalınca her şeyi bir araya getiren yeni bir döngü doğar: Baba doğayı sever ve ona meydan okur, doğa babayı alır, Yusuf doğanın gövdesine sığınıp uyur. Doğanın/Tanrı’nın devasa kolları misali toprağa uzanan o ağacın dibinde “Yumurta”, “Süt” ve “Bal”ın tüm Yusufları bir olur. “Süt”ün sonunda baretindeki ışıkla “Yumurta”daki geleceğine bakan Yusuf, “Bal”ın sonundaki uykusunda sanki bütün hayatını rüyasında görür. Bu rüyanın ışığında, Yusuf’un hayat hikayesinin “yuvadan kopma (“Bal”) / büyüme (“Süt”) / yuvaya dönme (“Yumurta”)” diye bir çember çizdiği görülür.

Başka bir boyutun (yaratıcı, öz) varlığını kabul eden tüm din ve inançlara göre bu, ruhun asıl yuvası olan diğer boyuttan dünyaya (fiziksel boyut) gelen, bedenen ama asıl önemlisi ruhen büyüyen ve sonra yuvaya geri dönen insanın hikayesidir. Nitekim bu inançlarda dünya kâh bir illüzyona, kâh sınav alanına, kâh oyun sahasına, pek çok zaman da uykuya ve rüyaya benzetilir. Muhammed Peygamber’in “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar” sözünde olduğu gibi.

Bu, Yusuf’un hayatını insanın macerasıyla “bir”leştiren döngüdür. Yusuf’un rüyası aslında Yusuf’un hayatıdır. Yusuf’un hayatı aslında insanın hikayesidir.

(Sinema, Mayıs 2010)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s