Seyir Defteri (Ekim 2006)

> “The Illusionist-Sihirbaz”ın sürpriz sonunu açıklıyorum: Meğerse film alelade bir polisiyeymiş.

> “Yazıya meraklı insanların seveceği filmler” diye bir kategori var kafamda. Bilimsellikten uzak, fevkalade uydurma bir kategori. (“Kiss Kiss Bang Bang” geçen yılın onursal üyesi.) “Heights-Gizli İlişkiler”i de, insanların hayatlarını yukarda biri tarafından yazılmış gibi gördüğü ve rastlantı denen şeye “hayatın dramatik yapısının bir parçası” muamelesi yaptığı için ekibe dahil ettim.

> “The Sentinel-Fedai”nin arada verdiği ince mesajlara dikkatinizi çekmek isterim.

Mesaj 1: Beyaz Saray’da Aziz isminde Arap asıllı biri çalışıyor. (Düşünün yani, Amerika öyle özgürlükçü, öyle güzel bir yer.)

Mesaj 2: Amerikan Başkanı hem terörizme karşı çıkıyor, hem de Ortadoğu’da barışı sağlamaya çalışıyor. (Amerikalıların hayalindeki, Cumhuriyetçi-Demokrat karışımı süper başkan.)

> Fedai ne kadar geri kafalı, pimpirik ve uyuzsa, “Crank-Tetikçi” de o kadar yeni, rahat ve komplekssiz. Dijital kameranın hakkını vermesinden tutun, fırlama esprilerine ve enfes finaline kadar acayip sempatik bir hava var üzerinde. Bir insan olsa, delikanlı ve matrak bir arkadaş olurdu.

> Tetikçi’nin ortasında, kahramanımız Chev Chelios’un (Jason Statham) sevgilisiyle geçirdiği 15 dakikalık bir bölüm var ki antolojilere girse yeridir. “Kadınlar Mars’tan, erkekler Venüs’ten” (yoksa tersi miydi?) klişesine yaslansa da, kadının gevezeliği ve ilgi açlığıyla, erkeğin iş bitiriciliği ve düpedüz hayvanlığının kolkola gezdiği bu bölüm, zamane ilişkilerini 15 dakkada dürüp büküp bir kenara koyuyor.

> Filme adını veren konuya kırk beşinci dakikada gir… Ve 11 Eylül hakkında bir film yap, 11 Eylül üstüne iki çift laf söyleme… “United 93” bu iki başarının altına imzasını atıyor. Böyle bir filme ne denir? 11 Eylül simülasyonu. Uzun ve sıkıcı bir haber bülteni. Öfke ve nefret gibi duygulara benzin dökme pervasızlığı.

> “Lemming-Kuzey Faresi” bir Haneke filmi gibi, yani buz gibi başlıyor. Soğuk ve katı. Kamerasını çevirdiği cilalı banliyo yaşamının altında bir şeylerin (değerlerin, ilişkilerin, duyguların) çürüdüğünü ima ediyor. Yazık ki bu umut vaad eden başlangıcın ardından, en korkunç kavgaların bile “Tuzu uzatır mısın?” tonlamasıyla yapıldığı tipik “modern Fransız filmi”ne dönüşüyor.

> Haneke filmlerinde yönetmen seyircisine mesafelidir, “Kuzey Faresi”nde yönetmen karakterlerine mesafeli.

> “Ils-Onlar”a bir yandan “bilinmeyen”in üzerine giderek tedirginlik ürettiği için saygı duydum, diğer yandan “Bu devirde böyle bir film çekmek çok mu matah bir şey” diye düşündüm. Film bittikten sonra, senaryoya kaynaklık eden gerçek olayın ayrıntıları verilince duygularım netleşti: Bu hikayeden, çok daha ürkütücü ve akılda kalıcı bir film elde etmek mümkünmüş.

> Ayın Seyircisi Ödülü’nün sahibi, “Onlar”dan çıkarken arkadaşına “Çok fena bir film. Yani böcekler, uzaylılar filan olsa daha az şey olurdu, anladın mı?” diyen genç bayan. Bu kadar güzel özetlenir.

> “Kuzey Faresi”ni seyrederken böyle bir filmi (yani, bunun iyisini) ne kadar özlediğimi fark ettim. Benim festival vaktim gelmiş, belli. Allahtan, Filmekimi’ne az kaldı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s