Sinema yazarlığının basit gerçekleri

(Ülkemizde 2-3 yılda bir yapılan geleneksel “film eleştirmenliği” tartışmalarının birinde Radikal gazetesi konuyla ilgili bir dosya hazırlamıştı. Bu yazı o dosya için kaleme alındı.)

1. Sinema yazarının görevi nedir?
Sinema yazarının görevi (‘görev’ ne kadar doğru bir tanım, o da ayrı bir konu) değişkendir; yazarın sinemaya yaklaşımına, birikimine, kişiliğine ve belki en az bunlar kadar önemlisi yazdığı yayın organına bağlıdır.
Bir günlük gazetede düzenli olarak yazan bir sinema yazarının, kısıtlı yerini kullanırken seyircilere ‘rehberlik’ etmesi, filmleri eleştirmek kadar tanıtmaya da önem vermesi beklenebilir.
Ama diyelim bir sinema dergisinde veya bir gazetenin sinema ekinde yazanların görevi bunu aşar. Onlar filmi tanıtmak yerine ‘didiklemeyi’ yeğler ya da her şeyden vazgeçip filmin ‘ne söylediğiyle’ ilgilenir. (‘Popüler’ yayınlardan konuştuğumuz için kuramsal yayınlara ve onların ‘görev’lerine değinmiyorum.)
2. Sinema yazarı “Şu filme gitmeyin” der mi?
Bu tamamen yazarın bileceği bir şey. “Şu filme gidin,” deme hakkı varsa “Gitmeyin,” deme hakkı da vardır. Madem filmleri bir ürün olarak konumluyorsunuz, o halde bir yazarın seyircilere, yani tüketicilere, “Gitmeyin, paranıza yazık,” demesini sineye çekeceksiniz. Nasıl ilgili yazarlar “O lokantaya gitmeyin, servisi kötü,” ya da “O mağazaya gitmeyin, kalitesiz,” diyebiliyorsa, birileri de “O filme gitmeyin,” diyebilir.
3. Peki, sinema yazarlarının yazıları bir filmin gişesini etkiler mi?
Etkilemez, çünkü sinema yazarlarının beğenileriyle seyircinin beğenisi pek uyuşmaz. (Kuşkusuz bunun istisnaları vardır. Ben genel toplamdan söz ediyorum.) Temel matematik bilgisine sahip birinin yapacağı bir çalışma bunu bilimsel olarak kanıtlayabilir. Örneğin, üyeleri arasında bulunduğum Sinema Yazarları Derneği’nin (SİYAD) her yıl yaptığı ‘Yılın En İyi On Filmi’ seçimindeki filmlere bakın, bunların büyük kısmının ‘Yılın En Çok İzlenen Filmleri’ listesinde orta veya son sıralarda olduğunu göreceksiniz. Kaldı ki bu Türkiye’ye özgü bir durum değildir, bütün dünyada az çok böyledir.
4. Sinema yazarlarıyla seyircilerin beğenileri neden birbirinden farklıdır?
Birçok sebebi var ama birini söyleyelim: İstisnalar bir yana, sinema yazarı çoğunlukla izlediği filmin rahatsız etmesini, düşündürmesini, mümkünse sinema sanatını dönüştürmesini isterken, seyirci eğlendirmesini, duygulandırmasını ister. (Bence doğrusu, bazı filmlerden birini, bazı filmlerden diğerini beklemektir.) İkisi de son derece saygıdeğer isteklerdir, biri diğerinden daha değerli değildir.
5. Böyle bir fark olması ne kadar hazin, değil mi ?
Değil. Sinema biraz da bu demek, her kafadan bir ses çıkması demek. Sinema herkesi, her isteği kapsayacak kadar büyüktür. Bir sinemasever izlediği bir filmi beğenmeyebilir ve -amiyane tabirle- katlayıp kenara koyabilir. Ama ertesi gün bir başka filmin de kendisini katlayıp kenara koyacağını bilir, hatta bunu ister, hatta bunun için sinemaya gider.

(Radikal, 22.10.2005)

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=865705&CategoryID=41

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s