Minority Report/Azınlık Raporu

“Azınlık Raporu”nun temaları birkaç filme yetecek kadar çok sayıda ve iç içe geçmiş durumda.

Yıl 2054, yer Washington. Suç Öncesi Birimi (SÖB) adlı devlet örgütü, geleceği gören ve “precog” adı verilen Agatha, Dashiel ve Arthur adlı üç kişi sayesinde, suçları işlenmeden önce tespit ediyor ve “suçlu”ları suç işlenmeden tutukluyor. John Anderton, bu birimde çalışan bir polis. Birkaç yıl önce oğlu kaçırılmış, ardından da karısı tarafından terk edilmiş. Bir gün, “precog”lar 36 saat sonra işlenecek bir cinayetin katili olarak onu gördüklerinde, Anderton bir kaçağa dönüşüyor.

“Azınlık Raporu”nun konusu böyle özetlenebilir. Ancak temaları, birkaç filme yetecek kadar çok sayıda ve içiçe geçmiş durumda. En iyisi, küçük başlıklar atıp bunların arasında dolaşmak.

Amerika: Burası, Spielberg’in önceki filmi “Yapay Zeka”nın Amerika’sına çok benzeyen bir yer. Bir yanda teknolojinin tüm olanakları ve bol miktarda para sayesinde refah içinde yaşayan insanlar, diğer yanda tam bir çöplük. Spielberg, yine “Yapay Zeka”da olduğu gibi, “ne güzel işte!” dedirten sahnelerin ardından madalyonun diğer yüzünü gösteriyor ve karşıtlığın altını çiziyor. Üst sınıflardan insanların acınası arzularını sergilediği “gece kulübü” sahnesi de cabası.

“Azınlık Raporu”nun Amerika’sı, bir de, insanların sokaklardaki göz tarayıcılarına gözlerini kimlik kartı niyetine “okutmak” zorunda oldukları, yani en “kendilerine ait” özelliklerini, otoritesini kabullendikleri bir güce teslim ettikleri bir “1984” dünyası. (Bunun, yakın geleceğe dair bir öngörü mü yoksa bugünün bir metaforu mu olduğuna siz karar verin.)

Suç: SÖB, hem Amerika’nın bugünü hakkındaki bir gerçeği, hem de yakın geleceği hakkındaki bir korkuyu yansıtıyor. Gerçek, Amerika’nın bugünkü yönetiminin “preemptive attack” (tehlikeli kişileri/ülkeyi, tehlike oluşmadan vurma) politikasının, SÖB’nin temelindeki anlayışla birebir örtüşmesi. Korku ise, 11 Eylül’ün ardından terörizmi önleme adına bireysel özgürlükleri kısıtlamanın, Amerika’yı SÖB gibi bir noktaya doğru götürmesi.

Geçmiş-şimdi-gelecek: Filmdeki tüm karakterlerin, zamanla ilgili bir meseleleri var. John geçmişe saplanıp kalmış. Karısı geçmişten kaçıyor. Agatha sadece gelecekte yaşıyor. SÖB’nin patronu Burgess ise geleceğini kurtarma derdinde.

Fakat, birçok ortak özellikleri bulunan John’la Agatha, daha sonra, kendi istekleriyle olmasa da “şimdi”de buluşuyorlar. “Şimdi”, John’u geçmişten, Agatha’yı ise gelecekten çekip alıyor, kurtarıyor ve bugüne getiriyor. Her ikisi de, “şimdi” sayesinde, “şimdi”de uğraşarak yeni bir geleceğe gidebiliyorlar.

Görmek: Göz ve görmek, “Azınlık Raporu”nun en önemli temalarından biri. Üstelik, perdenin ardındaki gerçeği görmek, “önünü görmek”, geleceği görmek gibi yan anlamlarıyla…

Gözün, insanların, kişiliklerini otoriteye teslim etmelerinin aracı olduğunu söylemiştik. Buna, kanun kaçaklarının gözlerini aldırarak yaşamak zorunda kaldıklarını da ekleyin. Ortaya çıkan tablo, görenlerin aslında “görmediği”, görmeyenlerin ise aslında “gördüğü” bir dünya.

Dahası, filmin kilit cümlelerinden biri şu: “Görebiliyor musun?” Bunu, hem annesini arayan Agatha’dan, hem de oğlunu arayan John’dan duyuyoruz. (İkisi arasındaki bir diğer benzerlik.)

Filmin karakterleri adına bu soruya cevap verseydik, cevabımız net bir “hayır” olurdu. Çünkü hiçbiri, görünenin ardındaki gerçeği göremiyor. SÖB’de soruşturma yapan Witwer, John’la düşman olmadıklarını, aynı şeyi savunduklarını göremiyor. Burgess, SÖB’yi korumaya çalışmanın nelere mal olacağını göremiyor. Agatha, gelecek dışında hiçbir şey göremiyor.

John ise, aslında hepsinden beter, “önünü göremiyor”. Bir türlü yükünü üzerinden atamadığı geçmişi ve hem hayatla sahte bir bağ kurmasına, hem de rutine boyun eğmesine neden olan işi, önünü görmesini ve hayatta yol almasını engelliyorlar. (John’un işine duyduğu inanç, sisteme duyduğu inancın metaforu. İlki sarsılınca ikincisi de yıkılıyor.) John’un, gözleri bandajlıyken, buzdolabındaki taze sandviçi göremeyip yanlışlıkla bayatını ısırdığı, taze sütü göremeyip bozuğunu içtiği bir sahne var: İşte bu, John’un hayatı.

Kader/Gelecek: “Azınlık Raporu”, kimilerinin iddia ettiği gibi, “insan geleceğini değiştirebilir mi?” sorusunu tartışıyor değil. Agatha’nın bazen diğer “precog”lardan farklı bir gelecek gördüğünü öğrendiğimizde, bu sorunun cevabını alıyoruz zaten: Bir tane gelecek yok, çeşitli gelecek olasılıkları var. (Üstelik, Agatha gelecekte olacak bir şeyi mi görüyor yoksa Agatha’nın görmesi de geleceği şekillendiriyor mu, orası da soru işareti. “Matrix”in kahin sahnesindeki vazo meselesini hatırlayın.) O zaman, geleceği değiştirmek söz konusu olamaz, çünkü ancak belirli “bir” gelecek varsa, geleceği değiştirmekten bahsedebiliriz. Birkaç gelecek alternatifi varsa, “geleceği seçmek” vardır. Kader, önceden belirlenmiş ve insanın izlediği bir yol değil, insanın seçimleriyle anbean yarattığı bir yoldur.

John, ancak bu gerçeği fark ettiğinde ve “geleceğini sen biliyorsun” cümlesini kurabildiğinde, yani hayatının kontrolünü geçmişe, “precog”lara veya sisteme bırakmaktan vazgeçip tekrar üstlendiğinde, kendine yeni bir gelecek yaratabiliyor.

Aslında Agatha’nın cümlesi her şeyi özetliyor: “Seçebilirsin.”

Ama önce Agatha’nın sorusunu yanıtlaman gerek: “Görebiliyor musun?”

(Sinema, Kasım 2002)

Reklamlar

2 responses to “Minority Report/Azınlık Raporu

  1. yazdığınız çok işimize yaradı çok teşekkürler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s