Bilge ile Arızalı: Yavuz Turgul sineması üzerine

Bilge ile Arızalı, Yavuz Turgul sinemasında sıklıkla kendilerini gösteren iki karakter. Turgul’un sineması modern ile gelenekselin çarpıştığı bir alan olarak görülür ama belki de asıl kavga bu iki adam arasında.

“Av Mevsimi”nin ardından “Yavuz Turgul’un değişmeyen temaları” tartışması yeniden canlandı. Bir yanda Turgul’un kendisini yenileyemediğini söyleyenler, diğer yanda “Sanatçı hayatı boyunca hep aynı kuyuyu kazan, derinleştiren insandır” diyenler var.

Bu yazının amacı tartışmaya katılmak değil, “Yavuz Turgul sinemasında değişmeyen ne?” sorusuna yanıt aramak. Kanımca Turgul’da kendini asıl tekrar eden şey, iki (erkek) tipleme/karakter. Bilge ile Arızalı adını vereceğim bu ikili, Turgul’un hikayelerinin omurgasını oluşturuyor, temalarına yön veriyor, olay örgülerinin dönüm noktalarını belirliyor.

İki zıt dünya

Bilge ile Arızalı, “Muhsin Bey”den bu yana Turgul’un neredeyse tüm filmlerinde karşımıza çıktı. “Muhsin Bey”de Muhsin Bey ile Ali Nazik, “Gölge Oyunu”nda Mahmut ile Abidin, “Eşkıya”da Baran ile Cumali, “Gönül Yarası”nda Nazım ile Halil ve “Av Mevsimi”nde Ferman ile İdris olarak. İsimleri, işleri değişse de kişilikleri, dünya görüşleri pek değişmiyor.

Bilge orta yaşlı veya yaşlıdır (“yaşı yıllar içinde Turgul ve Şener Şen’e paralel olarak ilerler” de denebilir), görmüş geçirmiştir. İşinden emekli olmuş veya emekli olmak üzeredir, yani “geride kalan”, “artık değer verilmeyen”dir. Hayatı, dünyayı, insanları iyisi kötüsüyle kabullenmiştir. Bu bilgi onu bazen umutsuz, çoğunlukla sakin kılar.

Arızalı gençtir, toydur. Bilge’nin dünyasına adım atmış ya da adım atmak üzeredir, yani “doğmakta olan”, “yeni gelen”dir. Hayatı kabullenmez, istediği şekle sokmaya çalışır. Tek bir hedefe kilitlenmiştir, o da genellikle “yırtmak”tır; ünlü olmak, güçlü olmak, para kazanmak… Ölümüne cesur, körü körüne tutkuludur. Arızası bazen kişisel bir zaaftan kaynaklanır, bazen de düpedüz psikopattır, delidir.

Bilge kendi halinde yaşayıp giderken veya yeni bir hayata başlamak üzereyken “Bana kaset yap” diye tutturarak, “Banka soyalım” diyerek, çantasını Bilge’nin eline tutuşturarak onun düzenini altüst eden de Arızalı’nın ta kendisidir.

Bu iki karakterin kadınlarla ilişkisi de birbirine taban tabana zıttır. Arızalı, erkekliğin tüm “ilkel” çağrışımlarının hakkını verir. Kadınlara bakışında pervasız bir üstünlük duygusu ve katıksız bir cinsellik vardır. Bilge’ninkiler ise saf ve temiz, hesapsız ve zamansız aşklardır. Onun aşkında cinselliğin yeri yoktur.

Bilge ile Arızalı’nın hüküm sürdüğü dünyada iki kadın tiplemesi sıklıkla boy gösterir: Onlara Azize ile Fahişe diyelim. Bu iki kadın (arke)tipi bağımsız birer karakter değildir, isimlerinden anlaşılacağı gibi Azize Bilge’nin, Fahişe ise Arızalı’nın eşi, yankısıdır. Onlar ışığın erkeklere çarpıp düştüğü yerde beliren gölgelerdir.

Fahişe mesleğinden veya davranışlarından ötürü bu sıfatı hak eder. Cinsellikle yüklüdür ve bu nedenle tehlikelidir, çünkü her an birine “verebilir” (“Av Mevsimi”nin Asiye’sinde bu gerilim hep hissedilir, “Eşkıya”nın Emel’inde gerçeğe dönüşür). Azize ise vakur ve cinsellikten azadedir. Ayrıca güçsüz veya hasta, hapis veya hapiste, suskun veya dilsizdir. “Gölge Oyunu”nun dilsiz meleği Kumru’dan “Gönül Yarası”nın dilsiz Melek’ine, “Muhsin Bey”in sessizce hastalığına gömülmüş Müzeyyen Hanım’ından “Eşkıya”da aşkı için 35 yıllık hapisliği ve suskunluğu seçen Keje’ye kadar böyledir bu. Azize aşık olur ve kendini her şeyiyle sevdiğine adar. Oysa Fahişe tutku duyar, seninle olması senin olması anlamına gelmez.

Bilge’ye dönersek, onun aşkında ve hayatında cinselliğin olmadığını söylemiştik. Baran’ın Keje’yle, Nazım’ın Dünya’yla yatması sözkonusu değildir, bunu düşünmek bile ayıp sayılır. Muhsin Bey iki kez Sevda’yla yatağa girer; birinde çocuk gibi eli ayağına dolaşır, diğerinde Sevda’nın çocuğu aralarında yatar ve seks ihtimalini ortadan kaldırır. “Gölge Oyunu”nda Mahmut o yaşına kadar bakir kalmıştır. Gerçi Bilge’ler içinde sadece o bir kadınla yatar ancak bedelini de öder: Sevişmenin ardından kadın yok olur. Öyle ki, muhtemelen hiçbir zaman var olmamıştır.

Bilge’nin bu halinin “iktidarsızlık” ima etmesi şaşırtıcı değil. Ne de olsa o, (modern) toplumdaki konumu açısından iktidarsızdır. İktidar “karanlık taraf”taki adamların (plakçı Şakir, pavyoncu Ramazan, çağdaş eşkıya Demircan, işadamı Battal) elindedir. Ama bu hal, Bilge’nin diğer özellikleriyle birleştiğinde, cinselliği kapsayan ve aşan bir duruma işaret eder: Bilge, Arızalı’nın dişil yanıdır.

Hep aynı ikilik

Bu noktadan geri dönüp bakınca, Bilge ile Arızalı arasındaki karşıtlıkların öbür yüzünde birlik yattığı görülür. Her iki karakter de birbirlerine böylesine zıt olmalarının ne anlama geldiğini içten içe bilirler: Aslında her ikisi de ayrı ayrı eksiktir, her ikisi de ötekini içermek istemektedir; Bilge’nin bir parça arızaya, Arızalı’nın ise biraz bilgeliğe ihtiyacı vardır.

Turgul’un sinemasında bu isteğin pek çok yansıması bulunabilir ama iki sahnenin altını çizelim. Birincisi, “Eşkıya”da ölmekte olan Cumali’nin başında Baran’ın söylediği: “Sen öldükten sonra bir çiçek olacaksın, ben de ona konan arı olacağım”. İkincisi, “Gölge Oyunu”nda Abidin’in Mahmut’a söylediği: “Sen benim kalbimin iyi tarafısın.”

Bilge ile Arızalı’nın aynı bütünün iki tarafı olduğu en net şekilde burada ifade bulur. Az önce “Bilge, Arızalı’nın dişil yanıdır” demiştik, şimdi daha da netleştirebiliriz: Bilge ile Arızalı, Jung’un Anima ve Animus’u, ama asıl olarak Tao’nun Yin ile Yang’ıdır. Karanlık ile aydınlık, dişil ile eril, soğuk ile sıcak…

Onlar zıttır ama aynıdır, ikidir ama birdir. Bilge dergahına çekilip münzevi hayatı sürmek isteyen derviştir, Arızalı “Ayağını hayata basmadan bilge olamazsın” diyen taraf. Arızalı hayata direne direne ölüme giden canlı bombadır, Bilge “Dur, kabullen, büyü” diyen taraf.

Gelgelelim, Turgul sinemasının en inatçı damarı da burada belirir: Onun filmlerinde Bilge ile Arızalı asla birleşemez, “bir” olarak hayatta kalamazlar. “Muhsin Bey”de Arızalı Bilge’ye ihanet eder ve karanlık tarafa geçer. “Gönül Yarası” ve “Av Mevsimi”nde Arızalı ölür. “Eşkıya”da ise hem Arızalı hem Bilge ölür. “Gölge Oyunu”nda iki karakter yan yana kalır, ama bütünleşmeden ve değişmeden.

Yavuz Turgul sinemasının temel sabiti budur. Turgul ne bu karakterlerin herhangi birinden vazgeçer ne de ikisini bir araya getirip dönüştürerek o çelişkiden arızalı bir Bilge ve/veya bilge bir Arızalı çıkarır. Dönüşüm için bütünleşmeye ihtiyaç duyulduğundan ve Bilge ile Arızalı arasında bütünleşme sağlanmadığından Turgul bize hep aynı hikayeyi anlatır. Carl Gustav Jung’un “Dört Arketip”ine Bilgin Saydam’ın yazdığı önsözden alıntılayalım: “[Jung’un] binlerce sayfalık Toplu Eserleri’nin hiçbir satırı tekrar değildir: Hep aynı şeydir, hep yenidir.”

Bir oldukları yer

Turgul’un “Muhsin Bey”den bu yana çektiği filmlerinde iz sürerken “Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni”ni özellikle dışarda bıraktım, çünkü orada istisnai bir karakter bizi bekliyor: Filmin kahramanı Haşmet Asilkan.

Cesareti ve korkaklığı, dürüstlüğü ve riyakarlığı, bencilliği ve yardımseverliği bünyesinde bir araya getiren Asilkan tam bir ArızalıBilge’dir.

Bu tercih birkaç önemli istisnaya daha yol açar. Birincisi, “A.F.U.Y.” bahsettiğimiz diğer filmlerin aksine “iki erkek filmi” değildir, çünkü o iki adam tek bir karakterde birleşmiştir. İkincisi, Azize, Fahişe, Karanlık Adam gibi karakterler de Bilge ile Arızalı’ya uyup sahneden el ayak çekmiş, ortada ne mutlak iyi ne de mutlak kötü kalmıştır. Üçüncüsü, hal böyle olunca kavga artık Bilge ile Arızalı ya da Bilge ile Karanlık arasında değildir, kavga Haşmet’in kendi içindedir.

Ancak Asilkan’ın sahiciliği kadar dikkat çeken bir başka özelliği Yavuz Turgul’la arasındaki benzerlikler… Tıpkı yıllarca Yeşilçam’ın “piyasa filmleri”nde senaristlik yaptıktan sonra kendi filmlerini çeken Turgul gibi Asilkan da yıllarca aşk filmi çektikten sonra “sosyal içerikli film” çeker. Tıpkı yardımcı yönetmen olarak Tolgay Ziyal’la çalışan Turgul gibi Asilkan’ın yönetmen yardımcısının adı da Tolgay’dır. Tıpkı titizliğinin dehşetli noktalara varmasıyla meşhur Turgul gibi Asilkan da filmine kanıyla canıyla, oyuncusuna “Film bitmeden ölemezsin” diyecek kadar bağlıdır. Ve Haşmet Asilkan “Av ile Avcı” diye bir film çektikten 20 yıl sonra Yavuz Turgul “Av Mevsimi”ni çeker. Bunlara bir de zamanında “Bu film Ertem Eğilmez’i, Orhan Aksoy’u anlatıyor” diyenlere Turgul’un verdiği cevabı ekleyelim: “Hayır, ikisini de anlatmıyor. İlla bir isim aranıyorsa beni anlatıyor.”

Bu samimi bir itiraf mı yoksa “Madame Bovary benim” türü bir çıkış mı bilemiyorum ama belki de Turgul’un kalbi “hep aynı hikaye”yi anlattığı filmlerinde değil, bütün o ışıktan uzak bir köşede duran Haşmet Asilkan’da ve onun hikayesinde atmaktadır.

Reklamlar

One response to “Bilge ile Arızalı: Yavuz Turgul sineması üzerine

  1. Ne diyebilirim. İlaç gibi geldi bu yazı…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s