“Nefes”in aynasında gördüklerimiz

Bir filmi kaç kişi seyrediyorsa o kadar sayıda film vardır. Her seyirci filmi kendi filtresinden geçirerek görür. Ve takılmış plak misali tekrar edip durduğum gibi “herkesin filmi kendine”dir. Bunlar böyle.

Gelgelelim “Nefes”le ilgili yazılan ve söylenenler yukarıdaki düsturları kabullenmiş insanları bile şaşırtacak boyutta. Filmin milliyetçiliği ve militarizminden zerre şüphe duymayanlarla “yırtık bayrak” ve “kırık Atatürk büstü”nden dem vurup Türk milliyetçiliğine saldırıdan söz edenler, filmden çıktıktan sonra eline silah alıp PKK’lı öldürmek istediğini söyleyenlerle filmden çıktıktan sonra savaşın ne korkunç bir illet olduğunu bir kez daha hatırladığını söyleyenler, filmin Türk Silahlı Kuvvetleri’ni acz içinde gösterdiğini düşünenlerle filme övgüler düzen Genelkurmay Başkanı aynı çatı altında buluştu.

Bütün bunların iki sebebi var. Birincisi bizden kaynaklanıyor: Derdimiz film değil fikirlerimiz. İkincisi filmden kaynaklanıyor: “Nefes”in söyleyecek bir sözü yok.

Birinciden başlayayım… “Nefes”in talihsizliği (ya da talihi) “açılım” denen bu derin cepheleşme zamanına denk düşmesi. Tozdan dumandan fermanın okunmadığı bu zamanda pek az kişi film üzerine düşünüyor aslında. Çoğumuz “Nefes”i cephane olarak kullanmakla meşgulüz.

Gerçek değilmiş de durumu anlatmak için imal edilmiş gibi duran çarpıcı bir örnek vereyim… Radikal’in köşe yazarlarından (TSK’nın gayrıresmi sözcüsü diyebileceğimiz) Mehmet Ali Kışlalı’nın köşesinde yer verdiği ve herhalde görüşlerini paylaştığı bir mektupta “Nefes” “açılımın filmi” olarak nitelendiriliyor. Diğer yandan Express’te yayımlanan söyleşisinde DTP (şimdi BDP) milletvekili Gültan Kışanak da “açılımın filmi” sıfatını kullanıyor. Peki bu iki kişi aynı cümleyi kurarken aynı fikri mi paylaşıyor dersiniz? Hiç de değil. Kışlalı’nın köşesindeki mektuba göre filmin niyeti ulusalcıları açılıma ısındırmak, Kışanak’a göre ise filmin niyeti “Kürtler var ama Kürt sorunu yok” fikrini yerleştirmek. Çünkü açılım Kışlalı için “ihanet projesi”, Kışanak içinse “tasfiye projesi”.

Aynı kelimelerle birbirine taban tabana zıt fikirleri ifade eden insanların ülkesinde “Nefes” bir film sıfatıyla özne olmadığı gibi nesne bile değil. Bir bahane.

Gel de Janet Staiger’ı hatırlama. Staiger “Interpreting Films” adlı kitabında, V. N. Volosinov’un “Marxism and The Philosophy of Language”ından alıntı yapar: “Her ideolojik işaretin, tıpkı Janus gibi, iki yüzü vardır. Bir hakaret sözcüğü bir övgü sözcüğüne dönüşebilir, bir gerçeklik kaçınılmaz olarak pek çok kişiye dünyanın en büyük yalanı gibi görünebilir. İşaretin bu içsel diyalektik özelliği toplumsal kriz ve devrimci değişim zamanlarında tümüyle açığa çıkar.” İşte halimiz. Toplumsal krizimiz de dahil.

Fakat bu hengamede “Nefes”in de payı var. Söyledikleri yüzünden değil, söylemedikleri yüzünden. Zira bütün bu toz dumanın, ezici çoğunluğun sandığının aksine filmin net bir cümlesi olmamasından kaynaklandığını düşünüyorum. (Ezici çoğunluk derken, “Nefes”i bir tereddüdün filmi olarak niteleyen Fatih Özgüven, Express’teki söyleşide benzer görüşler dile getiren Umut Tümay Arslan ve Sevilay Çelenk gibi isimleri bir kenara ayırıyorum.)

“Nefes”in yaptığı “bir Güneydoğu resmi çekmek”ten ibaret. Ne bu resmin altını dolduruyor ne de onu bir eksene oturtuyor. Haliyle, o resme baktığımızda gördüklerimiz birbirinden çok farklı olduğu için filme bakınca gördüklerimiz de aynı şekilde birbirinden ayrılıyor.

“Nefes” belli bir odağı olmayan ve “Bu çocuklar gidiyor, vatanları için savaşıp ölüyorlar” diye nereye çeksen oraya gidecek bir cümle kuran bir film olarak, zihnimizde ve kelimelerimizde hüküm süren bu yarılmaya (terörist/gerilla, teslimiyet/barış, ihanet/çözüm) ayna tuttuğuyla kalmaya ve elimizde oyuncak olmaya mahkum. Keza böyle bir filmin “niyetinin ne olduğuna” ya da “hangi amaçla yapıldığına” ilişkin analizler de birer komplo teorisi olarak kalmaya mahkum.

Zaten filmden kime ne ki? Yanımızdaki kişi eline silah alıp PKK’lı öldürmek istediğini söylerken gönül rahatlığıyla “Bu film TSK karşıtı” diyebiliyoruz. Yanımızdaki kişi “Bu film Türk askerini güçsüz gösteriyor” derken gözümüzü kırpmadan “Bu film milliyetçi, militarist” diyebiliyoruz. Çünkü bu zamanda yanımızdakinin ne hissettiği değil, bizim ne düşündüğümüz önemli.

(Sinema, Ocak 2010)

About these ads

One response to ““Nefes”in aynasında gördüklerimiz

  1. Bu filmi vizyondayken seyredememiştim. Sonra da TV’de hep bölük pörçük rastladım. Merak ediyordum, merakımı giderdin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s